Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

AKİL OLMAK

Âkil olmak, “akıllı ve zeki olup gerçekleri iyi görmek ve ona göre davranmak” demektir.

Âkil, bir anlamda akıllara istikamet veren insandır. Bu kendi aklı da olabilir, başkasınınki de… Ama işe önce kendinden başlaması, tabiî ki daha uygundur. Yoksa tepki çeker ve ters teper.

Sonra ne derler?

Ele verir talkını, kendi yutar salkımı!

Büyük şair ve düşünür Ziya Paşa (1825-1880) ise, şöyle bir hatırlatmada bulunur:

Onlar ki laf ile verirler dünyaya nizamât,

Bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde!

Demek ister ki, bir takım kişiler sadece laf kalabalığıyla dünyaya düzen vermeye çalışırlar; ama kendi evleri bin türlü düzensizlik ve pislik doludur.

Bütün mesele şu…

İnsanın ağzından çıkanı kulağının duyması!

Kur’an’da da bu konuda önemli ikazlar vardır.

İşte bir tanesi:

—Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz? Böyle yapmanız Allah yanında büyük gazaba sebep olur…[1]

Bir kısım tefsir kitaplarında bu âyetin indiriliş sebebi ile ilgili olarak şöyle bir açıklama yapılır:

Bazı Müslümanlar, “Allah’ın en sevdiği ameli bilsek de ona göre davransak” demişler. Sonra Allah, en sevdiği amelin “cihad”[2] olduğunu söyleyince de yan çizmişler.[3]

Bilindiği gibi Hz. Peygamber döneminde Medine’de Yahudilerde yaşamaktaydı.[4] Aynı zamanda bunlar genelde bilgili ve kültürlü kimselerdi. Yeni bir peygamber’in geleceğini de biliyorlardı… Çünkü kitapları Tevrat’da bu yazılıydı. Ama bu peygamber kendilerinden çıkmayınca, sırf kıskançlıkları yüzünden gizliyorlar ve kabul etmiyorlardı.

İşte onun için şöyle bir uyarı gelmiştir:

-Diğer insanlara erdemlerle donanmayı öğütlerken, sıra kendinize gelince neden söylediğinizin tersini yapıyorsunuz? Üstelik bunu, kitabı (Tevrat’ı) okuyarak yapıyorsunuz. Siz hiç kafanızı çalıştırmayacak mısınız?[5]

Buna göre, insanlara iyi yönde rehberlik yapan kişilerin, en başta, inanç ve hareket bütünlüğü içinde olması gerekiyor. Yani anlatılacak olan bir söze, önce kalpten inanmak şart. Yoksa bir tesiri olmaz. Aynı zamanda, el âleme gülünç olmak da var, işin içinde.

Âkil olmanın bir başka boyutu da şu olsa gerek…

Hz. Peygamber insanların tıpkı altın ve gümüş gibi madenlere benzediğini söyler.[6]

Bilindiği gibi her madenin farklı özellileri vardır. Atom yapıları, özgül ağırlıkları, kullanım alanları, ergime dereceleri, başka bir madenle etkileşime girmeleri vs…

Öyleyse âkil olma iddiasında olan kişiler, insanları çok yönlü olarak tanımalılar. İnançları, psikolojisi, tarihi, kültürü, yaşadığı coğrafya, ihtiyaçları, yiyip içtikleri, sevip seçtikleri, vs…

Mevlanâ ünlü eseri Mesnevî de şöyle bir hikâye anlatır:

Bir gün bir çocuk, dama çıkıp kendini atacağını söyleyerek annesini tehdit eder.

Anne çok perişandır. Çağırır, eliyle işaret eder; fakat çocuk diretir. Emzireceğini de söylese, yiyecek de vaat etse, bir türlü ikna olmaz…

Kadıncağız konuyu Hz. Ali’den yardım ister…

O da,  “Kendi yaşıtından birini bulup ona söyletelim” der.

Derhal denilen yapılır ve çocuk itiraz etmeden annesinin yanına gelir… Böylece olay tatlıya bağlanmış olur.[7]

Yine bir zamanlar bir bölgenin valisi, çadırda yaşayan bir vatandaşın kızına âşık olur…

Bir gün tek başına, kızı istemeye karar verir. Ne de olsa şehrin valisidir…

Tam, “Allah’ın emri, peygamber’in kavli” diyerek söze başlayacakken, kızın babası kükrer…

-Sen de kim oluyorsun, benim kızımı isteyecek? Kim olursan ol, kapımdan çek git!

Vali resmen kovulur. Bir anda neye uğradığını şaşırır. Bir şey de söyleyemez. Dili damağı tutulur. Perişan bir vaziyette geri döner.

Fakat gönül bu, ferman dinlemez. İçindeki aşk ateşi, bir türlü sönmek bilmez.

Aradan aylar geçer. Bu arada derdi daha da depreşir…

Derken bir gün, külhanbeyliği ile tanınan bir dostuna rastlar. Adam valinin halini beğenmez ve sorar…

-Bir durum mu var? Çekinme, söyle… Biz neciyiz?

Söylese mi, söylemese mi? Dese sırrı açığa çıkacak; demese dert bitirecek…

Çaresizdir… Anlatır, başına geleni…

Adam, o işi bana bırak, der… Ve hemen yola koyulur…

Yanına bir kaç da kafa dengi adam alır. Bilindiği gibi bu tiplerin, kendine has bir giyim tarzı ve konuşması vardır…

Daha çadırın yanına varmadan uzaktan bağırır…

-Hey! Sen nasıl olur da vali gibi birine kızını vermezsin? Kendini ne sanıyorsun?

Bu sesi duyan adam dışarı fırlar… Gelenleri tanır.

Bu sefer nazikçe bir karşılama yapar… Hoş beşten sonra cevabını verir…

-Sizin gibi ağzı düzgün biri gelip istedi de olmaz mı dedik? Verdim, gitti…

Demek ki âkil olmak tek başına yetmiyor. Herhangi bir makamda oturmanın da pek kıymeti olmayabiliyor.

Şayet maksat bağcıyı dövmek değil de üzüm yemekse, problem çözümünde kimin aklının işe yaradığını bilmek gerekir… Belki de gerçek manada âkillik bu…

Genelde bu hususa pek dikkat edilmiyor. İnsanlar daha çok, kendi akıllarını öne sürüyor. Onun için de, kısa zamanda çözülmesi gereken basit işler, esrarlılık kazandırılarak yıllarca sürebiliyor. Tabiî ki bu esnada bu işten beslenen leş kargaları da çoğalıyor. Ve öyle bir ses çıkarıyorlar ki… Bir de bakmışsınız, onların gag gugları arasında nice ömürler heba olup gitmiş!

Ne diyelim?

Allah hepimize akıl fikir versin!

 

 

[1] Kur’an, Saf, 61/2-3.

[2]Kelime manası itibariyle “cihad”, savaşmak anlamına gelir. Ama neyin savaşı? Ondan önce, her türlü gayretin ve sabrın ortaya konularak Kitabın hayata uygulanması söz konusudur. Buna “ictihad” denilmektedir. Yani bir anlamda “İctihad”, bir el kitapta, bir el de hayatta olacak şekilde meselelere bakmaktır. İçtihadın önündeki engelleri kaldırmak da “cihad” olmaktadır.

Cihad’ın genel amacı, İslâm ile insanlık arasındaki engeli kaldırıp insanı kazanmaktır. Bak. Mustafa İslâmoğlu, Gerekçeli, Meal-Tefsir, Düşün Yayıncılık, İst. 2008, 2. Baskı, s, 330.

[3] Bak. Mevdûdî, Tefhîmu’l-Kur’an, ilgili ayetin tefsiri.

[4] Kur’an’ın bildirdiğine göre Yahudiler’e pek çok nimet verilmiş ve zâlim Firavn’ın zulmünden kurtarılmış…

[5] Bak. Bakara, 2/44.

[6] Buhari, Menakıb, 1; Müslim, Bir, 160.

[7] Bak. Mevlânâ, Mesnevî Tercemesi ve Şerhi, (1-6), Mesnevi,  Tercüme ve Şerh: Abdulbaki Gölpınarlı, c, 4, 2657-2699. Beyitler.

Yorum Yazınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir