Sağlığı bozacak şekilde insan vücudunda yağ birikmesine “obezite” diyorlar. Halk arasındaki adı ise şişmanlık.
Obeziteliğin kişinin hayatı üzerinde, hem psikolojik ve hem de fizyolojik pek çok etkisi olduğu bilinmektidir.
Görünümü bozmuş olması ise, işin başka bir yönü.
Obezite, kalp, sindirim, solunum ve bağışıklık sistemi başta olmak üzere, organizmanın ruhsal, bedensel ve sosyal yönden dengesini alt üst ederek sağlıklı yaşamayı baştan sona tehdit ediyor. Bunun için de “hastalık” olarak nitelendiriliyor.
Genetik bozukluk, aşırı yeme, düzensiz beslenme ve hareketsizlik obezitenin sebepleri arasında sayılıyor…
Ayrıca bazı psikolojik rahatsızların da obeziteye sebep olduğu üzerinde duruluyor.
Obeziteyi avantaja çeviren kişiler de yok değil. Bunların bir kısmı, sırf askerlikten muaf sayılmak için kilolarını vermiyorlar… Bu da başka bir hastalık türü olsa gerek. Gözlemlerimize göre, genelde bu işi, her şeyden kâr elde etmek isteyen tüccar zihniyetli kişiler yapıyor.
Diğer taraftan, şehirler de bir vücut gibidir. Onların da canı, ruhu, dili, tarihi ve hafızası vardır. Ne yazık ki bazı şehirler, olması gerekenin üzerinde büyümüş ve genişlemiştir. Bir nevi bunlar da obezite sayılır. Öyle sanıyoruz ki şehirlerin obezite olması, orada yaşayan insanların da obezite olmasına yol açmaktadır. Bu yönde bilimsel bir araştırma yapılsa, ilginç sonuçlara ulaşılacağını tahmin etmekteyiz.
Bazı şehirler o kadar oburlaşmış ki… Her şeyi yiyor… Ahlâkı, edebi, zamanı, güzellikleri, hayalleri, umutları, medeniyetleri, kültürleri, sanatı, hatır ve gönülleri yiyip bitiriyor!
Hâlbuki bunun tam tersi olması lazım…
Şehirler obezite olunca, organı durumunda olan yolların, su kanallarının, kanalizasyon sistemlerinin tansiyonu çok yüksek. Onun için de sürekli arıza yapıyor…
Ne yazık ki şehirlerin obeziteliğini de ranta çevirenler de… Bunun başında bir kısım siyasiler, çeteler, arsa mafyası vs. gelmekte…
Çocuklar ve gençler obezite olmasın diye okul kantinlerine kadar tedbir alınıyor. Mesele, abur cuburla beslenmeyi engellemek.
Ya şehirlerin yediği abur cuburlar?
Meselâ beleşten yaşamayı amaç edinenler, hiçbir katma değer katmadan şehre katılanlar; nasılsa bir iş bulurum diyerek kapağı oralara atanlar, mesleksizler, evsiz barksızlar, devletin ve milletin arazisinin üstüne oturan gece ve gündüz konducular…
Halbuki bunlar da yemek için gelmişlerdi.
Ama hayat işte… Yiyeni de bir yiyen bulunuyor. Hayvanlar dünyasında olduğu gibi.
Ne demişler?
Ava giden avlanır!
Yerel yönetimler ve iktidarlar da, bu yeme duygusu yüksek kesimle besleniyor… Yoksa, aç kalırlar. Karınları doysa bile ruhları doymaz.
Devlet kurumları da baştan sona obezite… O kadar çok şişkinlik var ki… Çalışanların eli ayağı birbirine dolaşmış vaziyette. Nerdeyse bazı yerlerde bir kişinin işini on kişi yapıyor… Yine de kayda değer bir iş üretemiyorlar.
Bir de şu eğitim yuvalarına göz atalım…
Baştan sona bilgi obezitesi… Çocuklar ve gençlerin kafaları o kadar çok malumatla dolduruluyor ki…
Çünkü eğitim sisteminde, ne gerçeğe ulaşma, ne bilgiyi yaşama, ne de bilgiden hayata kural çıkarma derdi var… Nasıl ki hazmedilemeyen yiyecekler vücutta yağ yapıyorsa,anlaşılmayan ve kullanılmayan bilgiler de zihin obeziteliğine yol açmaktadır.
Okul kantinleri için tedbir alan yetkililer, bunun için de tedbir almayı bir akıl edebilseler…
Maalesef edemiyorlar… Çünkü onlar da makam, şan, şöhret ve bilgi obezitesi olup iyice hantallaşmışlar… Yerlerinden kalkmaya mecalleri kalmamış… Hepsi de zihin fıtığı olmuş durumda. Şekerleri ve tansiyonları da hemen yükseliyor… Bir şey de denmeye gelmiyor. Birden kafalarının tası atıyor. Yanlarına yaklaşana aşk olsun!
Bize öyle geliyor ki, derhal tedaviye başlamak şart.
Ama, yukarıdan,
Ne demiş, atalarımız?
Balık baştan kokar!