Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

GÖZETLENME KORKUSU

Gittikçe apartmanlardan sokaklara, resmi dairelerden okullara ve iş yerlerine kadar, her tarafta güvenlik kameralarının sayısı artıyor.

Sebep şu…

Giren çıkan belli olsun, ters iş yapanların yakalarına yapışılsın.

İnsanın her anının dinlenip gözetlenir olması, gerçekten tedirgin edici.

Gelişen teknoloji ile bu iş daha da farklı bir anlam kazandı. Artık kapalı olan cep telefonunuz da dinlenmeniz için yeterli. Bir anlamda kendi takipçinizi yanınızda taşıyorsunuz.

Neden bu hale geldik?

Başta insanımız, bilgili ve iyi insan olsun diye yetiştirilmiyor. Bütün mesele, şu ya da bu mesleği seçmek ve para kazanmak.

Bir de bilgisiz ve görgüsüz şekilde şehirleşildi. Kim nereden geldi, ne iş yapıyor, güvenilir mi, güvenilmez mi?

Komşuluk ilişkileri derseniz; hızla bozuluyor.

Eskiden şu anlayış vardı:

Komşu komşun külüne muhtaçtır. Ev alma komşu al. Komşunu iki inekli (öküzlü) iste ki kendin bir inekli (öküzlü) olasın. Komşuda pişer, bize de düşer. Komşu iti komşuya ürümez. Komşu hakkı Tanrı hakkıdır.

Ya şimdi, öyle mi?

Nerde!..

Bu yüzden şehirlerde, komşusunun evi soyulsa, taşınıyor zannedenler var.

Suç ve suçlu çeşitlerinin arttığı da bir gerçek. Hapishaneler de pek öyle ıslah edici değil. Hatta çoğu kişi, daha çok suç işleme tekniklerini öğrenerek çıkıyor.

Peki, diyelim ki ıslah olup düzeldi… Bu sefer de iş vermiyorlar.

Bütün bunlar, toplumda bir “güven” problemi oluşturmuştur.

Vatandaş birbirine de devlete de güvenmiyor. Devlet de onlara. İkisi de sürekli birbirinin açığını yakalama peşinde.

Ama bu güvensizlikten memnun olan pek çok kişi ve çevre var. Çünkü geçimlerini ve sanatlarını bunun üzerine kurmuşlar.

Öyle ya, hırsızlık çok olacak ki birileri çelik kapı, pencere, şifreli kilit ve güvenlik sistemleri satabilsin.

Anlaşılan o ki, bu güvensizlikte ekmek var.

Onun için olsa gerek; kimse kimsenin ekmeği ile oynamaya cesaret edemiyor!

 

Yorum Yazınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir