Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

HİLELİ HAYAT

Bedenin yapısı ve organların çalışmasında meydana gelen değişiklik, aksaklık veya bozukluk (maraz, illet) tıp dilinde “hastalık” olarak nitelendirilmektedir.

Tabiî ki hiç hasta olmadan da hasta olduğunu iddia edenler olabiliyor. Bunlara “hastalık hastası” deniliyor.

Tecrübe ile sabittir ki pek çok hastalık türleri var.

Diğer taraftan toplum da bir vücut gibidir. Orada da “insanlık” kaybedildiğinde, bir takım bozulmalar ve aksaklıklar baş gösteriyor.

Bunlar, bedenlerde olduğu gibi, bulaşıcı da (geçici, sâri) olabiliyor. Tarih bize bunun pek çok örneklerini sunar. Ne yazık ki ders alan pek yok.

Başta “adâlet ve bilgiye verilen önem”, o toplumun sağlıklı olduğunu gösterir. Aksi takdirde haset ve fesathastalığı ortalığı kaplar. Sonra felâketler birbirini kovalar.

Bu konuda bilim adamları, yöneticileri hep uyarmıştır. Ne var ki fazla dikkate alındıkları söylenemez.

Bu tip toplumlarda fertler genellikle “hileli yaşama”tarzını benimser. Ve bu durum, hayatın her alanında ve her meslekte kendisini şu ya da bu şekilde gösterir.

Meselâ, herhangi bir işi üzerine alıp en iyi şekilde yapma anlamına gelen “müteahhitlik” konusunu ele alalım.

Bu işi yapan pek çok kişiyi tanıma fırsatı oldu. Ne yazık ki bunlar arasında şâibesiz (kusursuz, temiz ve lekesiz kabul edilen) kişi pek az. Onlar da –kurunun yanında yaş da yanar misâli- güven vermiyor.

İşte bir tanesi…

Adam hem mühendis hem müteahhit. Pek çok yapı kooperatifleri kurdurup işlerini yürütüyor.

Görünüşe bakılırsa, bayağı adam! Dinî sohbetlere katılıyor… Haccına umresine de diyecek yok! Fakat kafası bin bir hile ile dolu. Parasını almasına rağmen, yaptığı binaların kalitesi o kadar düşük ki. Hatta bir kısmının içinde oturmak bile tehlikeli.

Bir gün bu şahsın, tıp fakültesinin akıl ve sinir hastalıkları ile rûhî dengesizlikler üzerine inceleme, araştırma ve tedavi yapan psikiyatri kliniğine yattığını öğrendim.

Duyar duymaz ziyaretine gittim.

Baktım, zor yürüyor. Sürekli bir şeyler mırıldanıyor.

İster istemez derdini sordum.

Meğerse kafasına şöyle bir şey takmış:

Yaptığı daireler ve dükkânlar için aidat ödeyen yüzlerce kişi, ya birden anlaşıp ödemeyi keserlerse?

Bu fikri kafasında büyüte büyüte aklını bozmuş.

Bölüm başkanı öğretim üyesi bir arkadaşımızdı. Henüz hastanın kafasına musallat olan şeyi (obsession) bulamadıklarını söylediler. Kendilerine yardımcı olabileceğimi söylediğimde kabul ettiler.

Sonunda bazı ilaçlar verilerek taburcu edildi. Şimdi ne araba kullanabiliyor, ne de eski işini yapabiliyor. Sadece tanıdıklarını teşhis edebiliyor.

Sonraki görüşmelerimizde uzmanlara sordum…

Sizler, neden hastalıklarının sadece sonuç kısmına yönelik bir takım şeyler yapıyorsunuz?

Hâlbuki adamın hastalığı belli… Hile. Hem de ne hile… İnsanların en temel ihtiyaçları olan “ev sahibi olma” duygularını kötüye kullanarak başvurmadığı hile yok. Binaların temelinden kapılarına, sıvalarına, betonun dozuna kadar her şeyi bozuk…

Doktorlar önce bu “hile yapma” hastalığını tedavi etmeli.Halk da işini iyi yapmayan hiç kimsenin dindârlığına da insanlığına da kesinlikle güvenmemeli. Bu tipler toplumun yüz karaları olarak görülmeli ve her vesile ile karşı çıkılıp kınanmalı. Ayrıca aleyhlerine hukuki davalar açılmalı ki, yaptıkları yanlarına kâr kalmasın.

Demek ki duyarlılık şart.

Çünkü pek çok hastalığın ilacı bundadır. Hem fert ve hem de toplum için.

Yorum Yazınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir