Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

HALK BİLİNÇSİZ OLURSA

Bilinç (şuur), insanın kendisinde olan psikolojik (ruhî) hallerin ve olayların, yine kendisi tarafından bilinmesi demektir.1

Bilinçli kişi, içinden geçenin ve çevresinde olup bitenin farkındadır. İçi ile dışı bir olmayan, inanmadığı halde inanmış gibi görünen, başkalarını aldatmanın gerçekte kendisini aldatmak olduğunun farkında olmayan, ağzının söylediğini kulakları işitmeyen, bir anlamda bilinçsizlik içindedir.

Nasreddin Hoca, oldukça yaşlanmıştır. Bir gün bağa gitmek için eşeğine binmeye çalışır. Ama bir türlü beceremez. Bunun üzerine şöyle bir iç çeker:

-Ah ihtiyarlık, ah!

Sonra sağına soluna bakınıp kimsenin olmadığını görünce kendine gelip şöyle der:

-Hadi canım sende. Ben senin gençliğini de bilirim…

Neyse ki Hoca hemen kendine gelir. Ya gelmeseydi? İşte o zaman çok gülünç duruma düşerdi.

Bilindiği gibi insanda bilinç, doğumdan itibaren kademe kademe gelişir. Çocuk kendisiyle başkasını ve eşyaları ayırt etmeye başladığı anda bilinçlilik dönemi başlar. Eğitimin önemi, bu noktada bir kat daha artar.

Bütün mesele, insanın bilinçlilik halini geliştirmesi ve devam ettirmesidir.

Bilincin bir maddî, bir de psikolojik boyutu vardır. Meselâ hastalıklar, ciddî boyutta yaralanmalar, uyuşturucular, zehirler, yorgunluk ve uykusuzluk bilinç kaybına sebep olabilir.

Aşırı hırs, fakirliğe düşme kaygısı,2 kontrolsüz sevgi ve kızgınlık, bir işe fazla odaklanmak, bencillik, mal ve makam düşkünlüğü, insanın bazı ayrıntıları ve olup bitenleri bütün olarak görmesini engelleyebilir.

Şöyle bir misâlle “bilinç” meselesini daha iyi anlamak mümkün:

Sağanak yağmurlar sonucu bir beldenin çok zarar gördüğünü düşünelim. Diğer taraftan bu yağmurlar barajları doldurur. Bu sayede hem fazla elektrik üretilebilir ve hem de susuz araziler sulanıp bol ürün alınabilir.

Böyle durumlarda olaya bir bütün olarak bakılırsa bilinçli hareket edilmiş olur ve denge sağlanır. Tek taraflı bakılırsa, duyarsız bir davranış içine girilmiş olur ve bazı kişiler bundan zarar görür.

Bir de konuyla ilgili bazı gözlemlerimizi arz etmeye çalışalım…

Özellikle engebeli olan kırsal kesimlerde ülkenin en büyük sonlarından birisi yol ve su meselesidir. Yalnız bu işin çözülmesi için çoğu kişi en küçük bir katkıda bulunmak istemez. Ne yazık ki zihninde “devlet yapsın” mantığı vardır. İkinci olarak, bu yolların nereden geçeceği büyük bir problemdir. Eğer vatandaşın kendi yerinden geçerse, öyle bir karşı çıkar ki… Aklınız fikriniz durur. Fakat başkalarının yerinden dolaşırsa, sevincine diyecek yoktur. Hem tarlası kurtulmuş, hem de akıllık etmiş olur!

Bu tiplere zaman zaman şu şekilde sorular sormuşuzdur:

-Eğer tarlalarınıza yol giderse, ulaşım kolaylaşır. Daha az yorulursunuz. Gübre, ilaç ve budama gibi hizmetleri götürmen de ucuza mal olur. Bundan dolayı verim artar ve bol kazanç elde edersiniz. Buna göre gitsin mi, gitmesin mi?

İlk önce “gitsin” diyorlar. Ama bu kanaatleri çok uzun sürmüyor. Hemen komşusunu ya da alakası olmayan bir başkasını bahane edip vaz geçebiliyorlar. Bunu yaparken de yine öyle bir mantık geliştirmişler ki… Tam bir bilinçsizlik örneği… Özellikle psikoloji bölümleri, öğrencilerine bu bölgelerde araştırma yaptırılmalı.

Bu tip bilinçsiz toplumlarda siyâset yapmak da oldukça zordur.

Şimdi bir yetkili çıkıp da şöyle bir tercih sunsa…

-Ey vatandaşlarım! Şehrinizin ve beldenizin alt yapı hizmetleri (yol, kanalizasyon, su, elektrik, gaz vs.) sıkıntısı var. Size ayrılan kaynakla önce bunları mı yapalım; yoksa kömür vb. yardımlar mı yapalım?

Her halde cevabın ne olduğu açıktır.

Tabiî ki bu arada, demokrasi denilen idarelerde, yapısı gereği, halkın oyu da çok önemli.3 Her ne kadar üzerinde tartışmalar yapılsa da, her seviyedeki insanın oyu birbirine eşit. Ayrıca siyâsilerin bir sonraki dönem de iktidarda kalma arzuları da ağır basmakta. Bu, makam hırsından da kaynaklanabilir, hizmet aşkından da. Bu nokta da ayrıntıya girmek istemiyoruz.

İşte onun için iktidarlar, ne derece hazırlıklı ve tecrübeli olursa olsun, bu gibi bilinçsiz toplumlarda köklü yatırımlar yapamaz.Ve bu yüzden bir türlü ciddi kalkınma olmaz.

Bu nokta bize şunu açıkça göstermektedir:

Mutlaka aileden itibaren bilinçli ve iradesine sahip insan yetiştirmek zorundayız. Millî Eğitimin temel hedeflerinden birisi de bu olmalı.

Aksi takdirde, arkamıza baktığımızda, bir arpa boyu yol gitmiş oluruz.

1 Ali Haydar Taner, Psioloji, Maarif Matbaası, İstanbul, 1940, s, 26.

2 Şeytan’ın en büyük saptırmalarından birisi, insanı şuursuz hale getirmektir. Bunun başında, insanın kendisine sunulan nimetlerin farkında olmamasını sağlamaktır. Ayrıca bu yolla insanları cimrilik ve kötü işler yapmaya sevk etmektedir. Bakınız, Kur’an, Bakara, 2/268.

3 İkinci Dünya Savaşı sırasında başbakan da olan ünlü İngiliz siyâset adamı Churchill (1874-1965), demokrasinin en iyi ikinci idare şekli olduğunu; birincisini ise bilmediğini söyler.

Yorum Yazınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir