Yapılan bir iyiliğe karşı teşekkür etmek, büyük bir erdemdir. Ne var ki bu değer gittikçe kaybolmakta ve insanlar nankörleşmektedir. Bunun için de toplumda sağlıklı ilişkiler kurulamamaktadır.
Bir zamanlar bir dost meclisinde konu gündeme gelmişti. Çok hayırsever birisinden bahsettiler.
Vaktiyle o kişi, daha önce sürekli iş yaptırdığı ve parasını fazlasıyla ödediği birisinin kapısına gider. Fakat evde bulamaz. O esnada çocukları dışarı çıkıp ne için geldiğini sorarlar. O da bir iş için babalarından ricada bulunacağını söyler.
Her biri birer meslek sahibi olmuş ve cepleri para görmüş o çocuklar, bu teklife öyle kızarlar ki… “Bizim de yaptıracak çok işimiz var. Hatta ahır gübre dolu. İstersen onları tarlaya çek. Parasını peşin veririz.” derler.
Adam adeta yıkılır. Ne dese boş! Karşısındaki sonradan görmeokumuş cahillere bir türlü laf anlatamaz. Ve sonunda dayanamayıp şu açıklamayı yapmak zorunda kalır:
-Hey delikanlılar! Sizde hiç utanma ve insaf yok mu? Siz okurken babanızın size nasıl para gönderdiğini hiç düşündünüz mü? Ona yıllarca, sırf sizler adam sırasına karışsın diye, kendi yapabileceğim basit işleri verdim. Bu tutum ve davranışınızı hiç beğeniyor musunuz?
Derken babaları çıkagelir. Yıllardır veli nimeti bildiği o kişiyi büyük bir hürmetle karşılar ve oğullarının adına özür diler.
Bu esnada çocuklar, arkalarına bile bakmadan oradan ayrılır.
Maalesef, yetiştirdiğimiz neslin temel özelliklerinden birisi bu… Kendisinin de, çevresinin de, nimetlerin de, yetiştiği toplum ve vatanın da kıymetini layıkıyla bilmiyor.
Onun için, şu soru vicdanımızın baş köşesinde hep asılı durmalı:
Ne idim, ne oldum?
Geldiğimiz yeri bilirsek gideceğimiz yeri de biliriz…
Her zaman alçak gönüllü olmada fayda var.
Çünkü yükselmenin yolu buradan geçmekte.
Bunu insanımıza bir öğretebilsek!