Bazı kurumlar, alacakları elemanlarda bir takım şartlar arar. Eğer yapılan işte konuşma ve yazmaya ağırlık veriliyor ise, orada görev yapacakların diksiyonlarının iyi olmasını isterler. Aranan özellik şu olsa gerek… Bu kişi, kelime ve vurguların anlam ve heyecan duraklarının hakkını vererek söyleyebiliyor mu, söyleyemiyor mu? Böyle bir eğitim alınırken, önemli hususlardan birisi detekerlemelerdir.1 Bunları hiç kekelemeden bir çırpıda söyleyebiliyor mu, söyleyemiyor mu? İşte size bir örnek: İbiş ile Memiş mahkemeye gitmiş. Mahkemeleşmiş mi, mahkemeleşmemiş mi? Bir zamanlar, emekli bir öğretmenle tanışmıştım. İlk bakışta, bilgi ve tecrübesinin hayatına yansıdığı görülüyordu. İrfan sahibi olmak her halde böyle bir şey olsa gerek. Sohbet esnasında konu, dönüp dolaşıp eğitime geldi. Hoca’nın belirli makamlara gelmiş ya da getirilmiş pek çok öğrencileri varmış. Hatta bunların içinden, yurt dışında doktora yapanlar da olmuş. Ama bir tanesi varmış ki, anlatmadan edemedi. Fakülteyi bitirip bir üniversiteye kapağı atmış. Sonra hangi yoldan gidiliyorsa, bir Batı ülkesine doktora yapmaya gitmiş.2Aradan dört yıl kadar zaman geçtikten sonra geri dönmüş. Daha gelir gelmez hocasını ziyaret etmiş. O da kendisinden şöyle bir ricada bulunmuş: Yediğin içtiğin senin olsun… Ama neler gördüğünü, neler öğrendiğini anlat da dinleyelim… Hocasını kıramaz. Başlar, anlatmaya… Oraya vardığında, gittiği üniversitenin sürdürdüğü bir “araştırma projesi” varmış. Hemen bunu da dâhil etmişler. “Sen de şu bölümde elemanlarımıza yardımcı ol” demişler. O da “hay hay” deyip işe koyulmuş. Fakat sonunda, projenin ne amacını öğrenebilmiş, ne de problemini… Sadece, sıradan bir işçi gibi çalışmış. Fakat sonunda kendisine, kapı gibi bir diploma vermişler. Ne işe yaradığı gayet açık… Artık bununla “ilim adamı” sayılacak! Elbette ki bu sadece tek bir alanda değil… Hangi dal olursa olsun, bu Batılılar, bizimkilere pek de bir şey öğretmek istemiyor. Diploma ise, hiç önemli değil. Yeter ki, bu yarım bilgiyle gidip milletinin başına bela olsun! Ha, bir de şu var… İşe yarayanları, şu ya da bu şekilde, kendi ülkelerine ve ideolojilerine zaten hizmet ettiriyorlar. Bütün bunları zihnimde sıraladıktan sonra şöyle bir tekerleme de benim aklıma geldi… İbiş’le Memiş Batı’ya gitmiş… Batmış da mı gelmiş, batmamış da mı gelmiş? Sorunun o kadar çok cevabı var ki… Bunu millet olarak, iki üç asırdır vermeye çalışıyoruz. Sizler hangi şıkkı işaretlerseniz işaretleyiniz. Kabulümüzdür… 1 Tekerleme (yuvarlama): Bir dilin özelliklerinden olan, hoş, şaşırtıcı, basma kalıp söyleyiş. Masalların ve halk hikâyelerinin başında mizah unsuru olarak söylenen, yarı anlamlı, yarı anlamsız, kafiyeli, klişeleşmiş giriş sözlerine de bu ad verilmiştir. Meselâ, “Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve dellal iken, pire berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken…” sözü bir tekerlemedir. Yine, saz şairleri arasında yarışma niteliğindeki karşılıklı şiir söylemeye de bu ad verilmiştir. 2 Doktora yapmak: Bir fakülteyi bitirdikten sonra, bir ilim dalında, bir problemin çözümüne yönelik tez hazırlamak. |