Kendisine menfaat sağlayanları aşırı bir şekilde övüp yüceltenlere her devirde rastlanır.
Ne var ki halk bunları gayet iyi tanır. Onun için de bu şaklabanlık, yağcılık, kemik yalayıcılık ve yalakalık yapan ikiyüzlü dalkavuklardan nefret eder.
Bu tipler, çıkar olan her yerde çıkar…
Sarayda kendilerine yer bulanları, nükteli sözlerle devlet büyüklerini eğlendirirler. Bazen padişahın ya da kralın sevmediği kişileri acımasızca yerip canlarından olmasına bile sebep olurlar. Bazen de padişahın münasebetsiz sözlerini, “öyle demek istememişti, kastı şuydu” gibi ifadeler kullanarak düzeltmeye çalışırlar.
İşte bir misâl:
Bir gün padişah dalkavuğundan (soytarısından), yapılacak olan divan toplantısında sadrazamını (başbakanını) hicvedip kendisini eğlendirmesini ister.
Baş üstüne, der dalkavuk.
Gün gelip çatar… Fakat soytarının ağzını bıçak açmaz. Sonunda padişah dayanamayıp sorar…
-Ulan soytarı! Seninle ne konuşmuştuk? Bir çift laf bile etmedin… Hiç mi kendi canını düşünmüyorsun?
Soytarı, düşünmez olur muyum hiç, der. Arkasından da şu savunmasını yapar:
-Yüce padişahımız! Bağışla! Saatlerdir düşünüyorum… Bir insanın biraz iyi tarafları olur; onun için de eksik taraflarını söylersiniz. Ama bunun hiç iyi bir yönü yok ki, neresine ne söyleyeyim!
Padişah bu sözden çok hoşlanır. Ve soytarısını ihsanlara boğar.
Bir keresinde bir toplantıda kralın biri başlar yüksek perdeden atmaya… Sonra sıra gelir, avcılık maharetlerine… Uçanı, kaçanı nasıl vurduğunu bir bir anlatır. Bu esnada aniden ağzından şöyle bir söz çıkar:
-Bir attım kebap oldu!
Herkes şoke olur…
Fakat soytarı hemen durumu anlayıp açıklama yapar…
-Kralımızın hiç kimseye nasip olmayan bir hüneri vardır. Öyle bir yerde ve zamanda hedef alır ki, ok avı delip geçtikten sonra kayalara çarpar ve ateş almasını sağlar. Bununla da av pişip güzel bir kebap olur.
Haliyle kral yine dört ayak üstüne düşmüştür.
Bu neşeyle kral daha bir heyecanla anlatmaya devam eder… Ve şöyle bir atış daha yapar:
-Bir attım çorba oldu!
Oradakiler yine şaşkına döner. Ama herkesin gözü bu sefer soytarıdadır. Bakalım bu minareye nasıl bir kılıf hazırlayacak!
Derken, soytarı daha fazla dayanamaz. Ne olursa olsun, deyip söze başlar:
–Vallahi, bu kadar zırvayı artık ben bile te’vil edemem!
Diğer taraftan sermaye çevrelerinin ve güç odaklarının da sürü sürü, çeşit çeşit dalkavukları vardır. Hepsinin de işi nabza göre şerbet vermektir.
Yalnız unutmamak gerekir ki dalkavukluk kolay iş değildir.İşin içinde baltayı taşa vurmak da vardır. Canları her zaman hayatla memat arasında gidip gelmektedir. Bakarsınız abartılı bir söz ve hareket abad da eder, berbad da…
Aman, dikkat!