Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

OKULLARA NE DERECE GÜVENİYORUZ?

Kültürümüzde okul ve öğretmen büyük değer ifade eder. Şüphesiz bu değer Yaratıcı’dan gelir. Çünkü gerçek anlamda öğretmen O’dur. O, yoktan var eden, konuşmayı (iletişim kurmayı) öğreten, acıyan, bağışlayan ve seven bir öğretmendir.

Üstelik bunun karşılığında, hiçbir ücret talep etmemektedir.

Sonra tarihin büyük öğretmenleri olarak peygamberleri görmekteyiz. Hikmeti insanlara öğreten, gönüllere ve zihinlere yerleştiren onlardır. Tabiî ki Yaratıcı adına…

Ayrıca, bu yolu takip eden muallimler, mürşitler ve rehberler hiç eksik olmamıştır.

İşte onun için, okula ya da bir yere çalışmaya verilen çocuğun öğretmenine veya ustasına şöyle bir söz söylenirdi:

Eti senin kemiği benim!

Bunun anlamı şu olsa gerek…

Bilgine, görgüne, tecrübene ve ahlâkına güveniyorum… Onun için de tam yetki veriyorum. İstediğin gibi davranabilirsin…

Çocuğa da, hocanın ya da ustanın bazı nahoş davranışlarını büyütmemesi için şu ikazda bulunulurdu:

Hoca’nın vurduğu yerde gül biter!

Elbette ki bu sözlerin, çocuğun etinin kemiğinden ayrılması ve dövülmesi anlamına gelmediği bilinmelidir. Bunlar güven ifade eden mecazî sözlerdir.

Hz. Ali’nin şu sözü de bu anlama gelmektedir; değil mi?

Bana bir harf öğretenin kulu kölesi olurum!

Ya günümüzde veliler ve öğrenciler nasıl düşünüyor?

Genelde okullara ve ustalara pek güven yok… Ana-babalar diken üstünde oturuyor. Çocuklarının başına bir şey gelmemesi içinsürekli bir teyakkuz halindeler.

Neden bu hale gelindi?

Başta nasıl bir insan yetiştirilmesi konusunda eğitim sistemi kararsız. İyi insan mı yoksa iyi vatandaş mı?

Hangisi?

Maalesef, ikisi de yok.

Çocuklar ise, daha çok, para ve şöhret getirecek yerleri istiyor. Yarışlar hep bu kulvar üzerinde yaptırılıyor.

Yakından bakıldığında, analitik düşünceye, problem çözmeye ve kâinatın yaratılış yasasını anlamaya yönelik bir program uygulanmadığı görülmektedir.

Kısacası okullarda mutlak hakikate, yani varlığın özünü kavramaya yönelik bir düşünce ve program yok. Bu yüzden öğrenilenlerle hayat arasındaki bağlantı kopuk. Yani bilgiler yaşanmıyor.

Ayrıca bu bilgilerden hayat için kural da çıkarılmıyor.

Bunca yaygarası yapılmasına rağmen, bir türlü, şu “öğrenmeyi öğrenme” öğretilemedi.

Bu sebepten öğrenciler, varlık âleminin temel yasası olan “sebep-sonuç” ilişkisini kavrayamıyor. Bu da öyle bir zihinsel körlük yaratıyor ki, bir türlü fili doğru tarif edemiyorlar.  Çünkü bütünü göremiyorlar. Mevlanân’ın tabiriyle parça buçukla uğraştırılıyorlar. 

Peki, ahlâktan ne haber?

Şimdi “değer diyorlar, “moraldiyorlar, “etikdiyorlar… Diyorlar da diyorlar.

Ama bunlar Allah inancına dayanmıyorsa, hiçbir garantisi yoktur. Belki iyi bir meslek adamı yetiştirmek için iyi bir “ta’lim=öğretimyapılmış olabilir. Ama kesinlikle “terbiye=eğitim olmaz.

Ne yazık ki, “Talim Terbiye” adını taşıyan bir kurum da, kendisinin anlamından habersiz olarak eğitime yön vermektedir. Tam bir kara mizah!

Bunun sonucunda bakınız, daha neler oluyor?

Öğrenciler test çözme teknikleri yarışından başlarını kaldıramıyor. Spordan, sanattan, edebiyattan, musikiden, hatta kendi yeteneklerinden bile habersizler. Dahası, bunun farkında bile değiller.

Bu da, kültürel derinliğe sahip olmayan idealsiz ve ruhsuz nesiller yetiştirmek demektir.

Ne yazık ki öğretmenlerimiz de böyle yetiştirilmektedir.Bu yüzden olsa gerek; konuşmalarında, oturup kalkışlarında, olaylara bakışlarında, yürüyüşlerinde, yiyip içmelerinde ve çevreye karşı olan tutumlarında, bildiklerinden ve öğretmeye çalıştıklarından sanki hiç eser yok.

Onun için okullardaki sigara içme, alkol kullanma ve uyuşturucuya bulaşma oranları gittikçe artıyor. Cep telefonuyla oynama hastalığı ise ayrı bir dert.

Bir de, spor yapmadan takım tutan gençler var. Acımamak elde değil.

Ayrıca toplumdaki can güvenliği meselesi, ailelere fazladan yük getiriyor. Çocuklarını, yürüyerek gidilebilecek bir okula bile servisle göndermeleri başka ne ile izah edilebilir?

Okullarda ne insanlık, ne de hilesiz iş yapma ahlâkı öğretiliyor! Kimsenin böyle bir derdi de yok.

Okul, öğretmen ve dershane seçiminde para, şöhret ve ailelerin istekleri ön plânda. Onun için gençler, kolay kolay, yeteneklerine göre bir okul seçemiyor.

Ya sonrası?

Ömür boyu kıskançlık ve tatminsizlik kıskacında yaşamak!

Ne dersiniz?

Hala zarar etmeye devam edilsin mi?

Yorum Yazınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir