Bir zamanlar, namı dört bir diyardan duyulan bir pehlivan varmış. Gücü kuvveti ve mertliği de bir başkaymış. Rakiplerini asla küçük görmez, eline fırsat geçse bile el âleme rezil etmezmiş. Hatta güreştiği kimseleri ve destek olanları kendisi için bir nimet bilirmiş…
Öyle ya! Onlar olmasaydı, nerden böyle ünlü birisi olacaktı!
Hayatın değişmez bir kanunu var. Bir gün gelip güçten düşmek de var. Kendisi için asıl pehlivanlığın nefse hâkim olmak olduğunu düşünürmüş.
Diğer taraftan yetiştirdiği gençler üzerinde bir baba şefkatiyle titrermiş. Onların hem güçlü ve hem de ahlâklı olmaları için elinden geleni yaparmış.
Fakat gel zaman git zaman, bu yiğitlerden bir tanesi, er meydanlarında daha bir kendisinden bahsettirir olmuş. Seyredenlerin bazıları, “Bu çırak ustasını yener” demeye başlamış.
Bu söz o kadar hoşuna gitmiş ki… Hemen kafasında hesaplar yapmaya başlamış. Bundan sonra ustasıyla idman yaparken, daha farklı denemelere girişmiş.
Kör değil ya; koca usta da bunu fark etmiş. Bunun için, işi biraz daha gevşek tutmaya başlamış.
Bir gün delikanlı aynanın karşısına geçmiş. Boyu posu ve pazıları, kendisine pek heybetli görünmüş. Artık “günü geldi”, deyip kararını vermiş. Ne olursa olsun; er meydanında ustasıyla güreş tutacak!
Arkadaşları uyarır…
-Elinden tutan, ekmeğini paylaşan, zor günlerinde hep yanında olan ve bu günlere gelmene vesile olan kişiye nasıl böyle davranırsın? Sonra kendine, nasıl bu kadar güveniyorsun? Seninyiğitliğin bu mu?
Dinletemezler… Burnundan kıl aldırmaz. Dediği dedik, çaldığı düdüktür.
Gurur dedikleri şey bu olsa gerek… Bir kere “büyüklenme” insanın içinde yer etmeye görsün; ne hatır tanır, ne de gönül. Önüne geleni çiğneyip geçer. Böylelerine, amacına ulaşmak için her yol ona mubah görünür.
Çok geçmeden, o yıllık panayır mevsimleri gelir. Er meydanları şenlenir. Davullar gümbür gümbür çalınır. Cazgırlar bir başka kafiyeli sözlerle seyircileri coşturur.
Ve sıra gelir baş güreşine…
Bir anda çırak da fırlar ortaya. Ustasının karşısında artık o da vardır.
Bir iki peşrevden sonra el ense çekmeler başlar. Bu arada meydanı dolduran bir kısım halk, “analar ne yiğitler doğurmuş” diye hayranlıklarını ifade eder.
Derken güreş kızışır.
Fakat o da ne?
Bir anda, koca ustanın küçük bir hareketiyle yiğidin sırtı yere gelir.
Herkes şoke olmuştur.
Sonra sorar ustasına…
-Bu iş nasıl oldu?
O da der ki…
-Sana bu oyunu öğretmemiştim. Günün birinde senin, gurur ve kibrinin esiri olacağını tahmin etmiştim.
İyi bilinmeli ki, her ders bu kadar ucuz atlatılmayabilir…