Vaktiyle her köyde kıraathane olurmuş…
Gitmek için herkes, bir bahane bulurmuş…
Kimi kitap okur, kimi çay içermiş,
Kimi müzik dinler, kendinden geçermiş…
Kimi gazete okur, kimi yazı yazarmış..
Kimi de ters işlere biraz kızarmış..
Gelenlerle orda tanış olunurmuş!..
Bir sıkıntısı olsa, çare bulunurmuş…
Ulu orta birbirini dışlayan yokmuş.
Saygı varmış, halden anlayan çokmuş..
Şayet yoksa birinin kimi kimsesi,
Yarışa girermiş ahalinin kesesi!..
Bilinmeyenler bilene sorulurmuş…
Meselelere birlikte kafa yorulurmuş..
Renk katmak için bazen sohbete,
İkramlar yapılırmış, konularak sepete…
Konu komşu, kaldırırmış harmanı,
Koyarmış ortaya, çam sakızı çoban armağanı
Günlerden bir gün, sohbet iyice koyulaşır…
Derin konulara girilir, işler biraz karışır…
Kimi asmaya kimi kesmeye başlar,
Kimi fırtına olup esmeye başlar!..
Kimi silah alıp av arar.
Kimi saban bulup tav arar…
Bu esnada meclise bir adam gelir.
Büyük küçük herkese selâm verir…
Hürmet ederek gelen bu pîre,
Buyur ederler, köşede bir yere…
Acaba kimin fesi, kimin nesi?..
Belki de bir tanışma bahanesi!..
Halini görüp baka kalırlar…
İnanamazlar, şaka sanırlar…
Hem yorgun, hem kırgın!..
Kimden kaçıyor, kimlerle dargın!..
Önce hali hatırı sorulur…
Sonra da küçük bir sofra kurulur…
Duysa da içinde bir endişe,
Bismillah deyip başlar işe…
Bir katıktan bir ekmekten alır…
Çok geçmeden doya kalır…
Önüne konulsa da bir kazan çorba,
Bakmaz öyle, dolsun diye torba!..
Başkasına da kalmalı biraz…
Etmeleri için Tanrı’ya niyaz!..
Sonunda, ağzından dökülür birkaç hece…
Şükreder Yaratan’a, binlerce!..
Hayatta herkesin bir gayesi vardır…
Çeşit çeşit hikâyesi vardır…
Bir dokunsan, bin ah çıkar karşına!..
Kim bilir, siper olmuş kaç kurşuna!..
Anlaşılan o ki, bu da onlardan biri…
Anlatacaktır elbet, yaşadığı kaderi…
Bir iki derken, tam dokuz köy gezmiş..
Çekmediği kalmamış, canından bezmiş…
Bir ömür emek verse de, demeden sağ sol…
Alamamış bu yolda, bir arpa boyu yol!..
Ne Musa’ya , ne İsa’ya olmuş yar!..
Ne söylese, etmişler dünyayı dar!..
Ne yapsa, sövmüşler, saymışlar…
Bugün söz verip yarın caymışlar!..
Doluymuş her taraf, kumar ve kehânet…
Çekinmezmiş, dost dosta etmekten ihânet!..
Kötülükte kim kazanırsa yarışı…
Onlar sağlarmış toplumdaki barışı!..
Düzen kurup yemek için eşi dostu,
Kurtlar giyermiş kuzu postu…
Ölenler ölür; kalan sağlar yetermiş…
Bencillikte hepsi birbirinden betermiş!..
Kazansa da biri, düşman üstüne düşman,
Yaptığından olmazmış asla pişman!..
Birisi hırsla kalkıp zararla da otursa,
Kalkarmış bundan toplamaya parsa!..
Gelmiş olsa da insanlar kemal yaşına,
Kimse bakmazmış gözünün yaşına!…
Herkes razıymış şu plâna:
Acımak yok, altında kalana!..
Üzüntüleri ümitlerini boğmadan,
Bir karar verir, gün doğmadan…
Azgınlıklardan yanınca, iyice bağrı,
Düşünür, olmalı diye, bir iyiler diyarı…
Oluşmadan içinde nefret tutkusu,
Yeşerir gönlünde bir hicret tutkusu…
En sonunda toplar tası tarağı …
Düşer yola, bakmadan yukarı aşağı!..
Ne inişler, ne yokuşlar aşar…
Gayretine kendisi de şaşar…
Artık duracak mecali kalmaz ayakta…
Derken, bir minare görünür, uzakta!..
Tamam artık, bu da onuncu köy!..
Dua eder, olsun diye sonuncu köy!..
Varmak için hava kararmadan…
Yürür o haliyle, hiç durmadan…
Anlatılanlar, sığacak gibi değildir kelâma…
Bir fırsat verilmeli diye düşünürler, adama!..
Can kulağı ile dinleler ne demişse…
Çünkü her sözünde vardır bir hisse!..
İçindeki şüphelere çektikten sonra ihtarı,
Ayağa kalkıp söz alır köyün muhtarı:
Baş üzre yerin var, ey yüce misafir!..
Söyleyeceklerin, belki bize olur iksir!..
Bozulsa da bazılarının kafa konforu…
Anlat bize, bildiğin doğru yolu!..
Yalnız, ne lafı eğip bükmek var…
Ne de bizi ortada koyup gitmek var!..
Aksa da alnımızdan oluk oluk ter…
Anca beraber, kanca beraber!..
Mademki bizi “emin” bildin…
Hoş geldin, safa geldin!..
Bilge adam, sanki bulmuştur yarasına merhem
Tartıp hünerini vermeli dirhem dirhem!..
Hayran kalır, halktaki bu güler yüze…
Doğrulup yerinden, başlar söze:
Verdiğiniz bu garantiye biçilmez baha…
Başta, havale ederim sizi Allah’a!…
Duydum ki şu sizin mahalle…
Kaldırmazmış asla bir hile…
Hilafsız, efeniz de dayınız da,
Medeniyet görmüş dağdaki ayınız da!..
Gelene de bilene de saygınız var…
Yücelmek için, bir kaygınız var…
En azından dinlediniz, ne diyor diye…
Şimdiye kadar almadım böyle bir hediye!..
Yazacağım reçete, vermez asla sancı…
Çünkü, hiç birine değilsiniz yabancı…
Kırılması için kafalardaki beton,
Sunacağım belki farklı bir ton!..
İnsanız biz; hem çalışırız, hem alışırız…
Kötülük görürsek, birbirimize karışırız!..
Bazen aklımız tutulur unuturuz…
Bazen denize düşer, yılana tutunuruz!..
Keyfine düşkün kişiler yüzünden
Dengeler sarsıldı, bir bir özünden!..
Ağaçlar kış ortasında çiçek açıyor…
Göller nehirler tehlike saçıyor…
Bakınız, dünyanın koca dayıları,
Kışın bile uyutmuyor ayıları!.
Isındı küremiz, kopuyor buzlar…
Kirlendi çevre, kokuyor tuzlar!..
İçinizde olsa da birbirinden ârifler…
Canınızı sıkmasın, vereceğim tarifler…
Dediklerime, ister katılın ister katılmayın…
Fakat inat edip bir noktaya takılmayın!..
Sözümü hiç çekinmeden eleştirebilirsiniz.
Katkıda bulunup geliştirebilirsiniz…
Bir bakış açısıdır bizimki baştan başa…
Bazen biiz de vururuz baltayı taşa!..
Baş dersimiz, “Adam nasıl olunur?”
Çarşıdan mı alınır, yolda mı bulunur?
En başta, adam olanın senettir sözü…
Kurnazlıkta yoktur, gönlü ve gözü.
Duymasa da gönülden sempati,
Kurmasını bilir herkesle empati…
Kılavuz diye takılmaz karganın peşine…
Av yapar, konmamak için kuzgun leşine…
Büyük görmez kaçan balıkları…
Dikkate almaz kuru kalabalıkları…
Kırk gün taban eti, bir gün av eti…
Sabrederse, bulur bir gün kısmeti…
Kırkından sonra başlamaz saza.
Kanaat gösterir, razı olur aza!..
Derstir ona, atalardan aldığı şu öğüt:
Kendi ununu kendin öğüt!..
Bir kaza bela gelmesin diye canına,
Kurda konuk giderken köpeğini alır yanına!..
Yorgan yaktırmaz ona küçük bir pire..
Zorluk karşısında bulur bir çare.
Ne iki yüzlüdür, ne dalkavuk..
Kaz yemek için, beslemez tavuk!..
Ayna satmaz körler çarşısında…
Hava atmaz zayıflar karşısında…
Ağzının söylediğini kulakları duyar,
Görünce gerçeği, tartışmadan uyar!..
İşinde hem çevik hem atiktir…
Hem empatik hem sempatiktir…
Sözü sazı, değildir yorucu…
Papaza kızıp bozmaz orucu!..
Taş atana ekmek atar…
Düşkünlerin elinden tutar..
Büyükleri sayar küçükleri sever.
Bir hüner görse, çekinmeden över…
Babasına baba, anasına ana der…
Paylaşırken, bir sana bir bana, der!..
Birdir her zaman içi dışı
Asla olmaz sıra dışı!..
Kılıç kaldırmaz, aman diyene,
İtibar etmez, haram yiyene!..
Hak konusunda birdir dost düşman.
Verir payını, olmamak için pişman…
Gününü etmez hiçbir zaman gün…
Hayıflanmaz asla, atlasa da öğün…
Her işte bilir haddi hududu.
Sofrada önüne çekmez budu!..
Çatal kazığı yere çakmaz…
Sıçrar diye, çirkefe taş atmaz!..
Koklamaz, olur olmaz her çiçeği.
Harmana koşmaz keçi ile kelebeği!..
Her ağaçtan yapmaz kaşık..
Her kişi ile atmaz aşık…
Göğe direk, denize kapak yapmaz.
Dostunun arkasından atıp tutmaz…
Yaz bitince “güz” der…
Su donunca “buz” der…
Her deliğe sokmaz elini.
Susulacak yerde tutar dilini!..
Bakmaz işine hiçbir zaman hor…
Bükemediği eli öper, başına kor.
Gezmek için göğsünü gere gere,
Tereciye satmaz asla tere!..
Bin nasihat çıkarır bir musibetten…
Bir an geri durmaz halka hizmetten…
Gençliği hazine bilip candan korur..
Kaptırmaz harâmîlere, karşısında durur…
At değiştirmez dereden geçerken…
Yılana bile dokunmaz, su içerken!..
Doğmadık çocuğa don biçmez…
Asla namert köprüsünden geçmez!..
Çıksa da fırtına tipi,
Koptuğu yerden bağlar ipi!..
Erken kalkar, yol alır…
Ne ekerse, bol alır…
Ağrımaması için başı,
Gönülsüz yemez aşı…
Her işte görür bir hayır …
Haksızlık karşısında alır tavır!..
Kediyle çıkmaz ceylan avına!..
Dövmez demiri, gelmeden tavına…
Varlığı görür, türlü türlü sebep öğrenir.
Yeri gelir, edepsizden bile edep öğrenir!..
Sanılmasın, her şeye göz yumar…
Gördü mü hile , eder târumâr!..
Dayanıp Allah’a gire yola…
Kilitlenir hedefe, bakmaz sağa sola!..
Atılır, göğsünü siper ederek…
Neme lâzım bu iş, demeyerek!..
Akıntıya çekmez öyle kürek,
Yılan görse, demez, neme gerek!..
Bitle kalkmamak için itle yatmaz…
Maşa varken elini ateşe sokmaz…
Ne körle yatar ne şaşı kalkar…
Ne de fazla yükseklere bakar!..
Yarılmaması için başı,
Hesap eder umulmadık taşı…
Olduğunu bilerek her şeyin bir bedeli…
Isırmaz asla öpülecek bir eli…
Altın semer vurmaz eşeğe; eşektir diye…
Sır vermez iki yüzlüye; ağzı gevşektir diye!..
Sanmamak için otelciyi hancı,
Olmaz, yaşadığı topluma yabancı…
Bilir ki hırsla kalkan zararla oturur.
İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batırır.
Etini yemez öyle her kuşun…
Darı ekmez ortasında kışın…
Görünmeye çalışmaz kalıpla kıyafetle.
Satın almaz insanları bir ziyafetle…
Birbirine karıştırmaz sapla samanı.
Her işte kollar, en uygun zamanı…
Eleştiride cimri, övgüde cömerttir.
Aleyhinde bulunsalar, yine merttir.
Şerefini makamından değil, işinden alır.
Herkesin beleş uçtuğu yerde, o yaya kalır…
Hak eder o zaman başına tâcı…
Kem gözlüler bile olur duâcı!…
Ululaşır birden yaptığı hizmet…
Deva bulur dertler, duyulur minnet!..
Aşılır engeller, hedef olursa…
Namertler yolları bile doldursa!..
Muhteşem bir şiir. Allah razı Olurken, dilinize, aklınıza, sağlığınıza kuvvet, kaleminize devamlılık ihsan eylesin. Dostluğunuza muhtaç bir tostçu.