Zaman zaman öğrencilere verilen ödev konusu, eğitim-öğretim işinden pek de anlamayanlar tarafından nerdeyse her yıl tartışmaya açılır…
Verilmeli mi, verilmemeli mi?
İlgili bakanlık iki arada bir derede kalır. Acaba ne yapsa?
Bu sefer yazar çizer takımı alır eline kalemi, yazar aklına geleni… Daha çok da rüzgâr ne taraftan eserse, ona göre bir şeyler çiziktirir.
Öğrenciler genelde sevinir. Veliler de aşağı yukarı buna yakın düşünür…
Konunun lehinde olanlar, öğrencilerin bir şeyler öğrenmesi noktasından meseleye bakar. Aleyhinde olanlar ise, tatil, dinlenme vb. açıdan konuyu sulandırdıkça sulandırır.
Öğretmenlerin bir kısmı ise, ödev değerlendirmesi yapmaktan kurtulacaklarını hesap eder.
Peki, nedir bu ödevin anlamı?
Öğrenciden yapması beklenen fazladan işler mi?
Bir de bu ödeve, öğrencinin meşgul edilmesinin gerekliliği açısından yaklaşanlar var.
Eğer ödev zihinlerde bu şekilde algılanıyorsa, gerçekten lüzumsuz. Ama öğrencide araştırma merakı uyandırıyorsa, faydası tartışılmaz.
Ne yazık ki bizim ne öğretmenimizde, ne öğrencimizde, ne de velimizde böyle bir merak var! Olsa da çok az.
Onun için öğrenciye verilen ödev, her şeyden önce, öğrencinin ihtiyacına, ilgisine ve amacına hitap etmeli. Okul öyle bir bilme, öğrenme, uygulama ve gerçeğe ulaşma aşkı uyandırmalı ki, öğrenci ödevi talep etmeli.
Bir kere ödev konuları her yıl, ara tatil gelmeden, öğrencilerle de işbirliği yapılarak, bir komisyon tarafından belirlenmeli. Bunların çoğu gözleme dayalı olmalı. Çünkü yapılacak bütün faaliyetler, öğrencilerin iyi görmelerini ve buna dayalı olarak da sağlıklı düşünmelerini sağlamak olmalı. Özellikle de çevresinde olup bitenin farkında olan bir öğrenci yetiştirilmesi hedef alınmalı. Bu onun zekâ gelişimini ve icatçı bir ruha sahip olmasını da olumlu yönde etkileyecektir.
Bu tip düşüncelerle yapılan ödevleri öğretmenler de merakla okur. Ama şimdiki ödevlerin çoğu öğrenciye de, öğretmene de, veliye de gerçekten yüktür.
Bir de ödevler, ailelere de bir şeyler öğretmeyi hedef almalı. Öğrenciyi, ödevini şuna buna mı yaptırdın, diyerek suçlamaya ve yalana zorlamaya gerek yok. Hatta ta baştan, isterse, ilgililerden yardım alarak ödevini yapabileceği söylenmeli. Bu da öğrenciye girişimcilik ve takım ruhu kazandırmada yardımcı olur.
Pek çok meselede olduğu gibi, bu ödev meselesinde de, maalesef, işin özünü araştırmadan, belge ve bilgiye dayanmadan konuşuyoruz. Rast gele…
İşte o zaman ne oluyor?
Yetişmiş insan sıkıntısı çekiyoruz.
Herkes şunu iyi bilmeli ki, bizim çocuklarımız aptal değil.
Ama sonradan birileri onlara öyle bir şey yapıyor ki…