Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

HANGİ İP?

İnsanın bir özelliği de bağlanan ve bağlayan bir varlık oluşudur.

Bağlanma boyutu, inanç ve kanaatlerle ilgilidir. Yani kendisinden güçlü gördüğü varlığa bir şekilde bağlılık hissetmesidir. Haliyle bunun ibadet, boyun eğme, yardımda bulunma, fedakârlık yapma vs. şeklinde boyutları vardır.

Diğer taraftan âlet yapan bir varlık olarak insan, bağlama işini yapmak üzere çeşitli türlerde ip icat etmiştir.

Bu iplerin öyle maharetleri vardır ki…

Bir kere bu ipler, her türlü kılığa girer… Bir bakmışsın sevgi olmuş, aşk olmuş, ikram olmuş… Ya da korku… Bir bakmışsın kitap, ya da  bin bir türlü sihirler sergileyen hitâb…

Bazen ipler, kutsallaşarak çıkar insanın karşısına… Ya bağlanacak, ya bağlanacak!

Anlaşılan o ki, bu ipler hayatın her alanında var.

Bir işi yapmamak için bahane bulunması gerekirse, hemen üstüne un serilir. Bazen de üstüne çıkıp cambazlık yapılır.

İnsan zaman olur, ipe sapa gelmez akıl dışı işler de yapabilir. Böyle durumlarda içinden çıkılması zor anlar yaşanabilir. Bir anlamda ipin ucu kaçar. Bu gidişle içinde yaşanılan toplumla insanın arası açılır ve anlaşmazlığa düşer. Bu da insanlarla iplerin koparılması demektir.

Eh, insan bu… Bazen, her türlü kötülüğü yapacak bir hale de gelebilir. İşte o zaman güvenilirliğini kaybeder ve asla ipiyle kuyuya inilmez!

Eski çağlardan beri, bir takım ağır suç işleyenler, genelde ipe çekilerek cezalandırılır.

İnsan normal durumlarda zamanın geçmesini istemez. Ama zaman olur, beklediği zamanı sabırsızlıkla bekler ve iple çeker.

Bir de bu bağlama işinde iplerin kimin elinde olduğu çok önemlidir. Konuyla ilgili hep şöyle bir hikâye anlatılır:

Bir zamanlar bir beldeye genç bir vaiz atanır. Ne var ki orada, halkın sevdiği bir hocaları vardır.

Vaiz efendi tedbiri elden bırakmaz. Bir tatsızlık çıkmasın diye, bu tecrübeli kişiyle iletişime geçer. Kendisinden istifade etmeyi düşündüğünü söyler. O da hay hay diyerek bundan memnun olur.

Bu arada, şöyle bir antlaşma da yaparlar:

Vaiz kürsüde konuşurken, şayet bir yanlışlık yaparsa, bu tecrübeli köy hocası uyaracak. Bu işi gerçekleştirmek için, hoca kürsünün dibinde oturacak ve aralarında da bir ip olacak. Eğer vaiz efendi yanlış bir şey söylerse ipi çekecek… O da buna göre bir düzeltmede bulunacak.

Derken ilk Cuma kürsüye çıkar.

Cami tıklım tıklım doludur. Duyan herkes yeni vaizlerini merak edip gelmiştir.

Eûzü besmelesini çeker. Sonra da başlangıç ifadesi olarak “Sallû alâ Mahammed” der. Hemen ip çekilir. Acaba buna ne diyecek diye ifadeyi değiştirip “Sıllû alâ Muhammed” şeklinde söyler. İp yine çekilir.

Yine olmamıştır. Şimdi ne olacak?

Bir deneme daha yaparak “Tıllû alâ Muhammed” der.

Bu sefer de çekilir…

Olacak gibi değildir. Her ne söylerse söylesin, doğruya da yanlışa da ip çekiliyor…

Bu işin böyle gitmeyeceği anlaşılmıştır. Daha fazla lafı eğip bükmenin de anlamı yoktur. Hemen inmeye karar verir. Ama halkın da ne olup bittiğinden haberdar olması gerekir. Onun için şu açıklamayı yapar:

-Muhterem cemaat! Gördüğünüz gibi size biraz bir şeyler anlatacaktım. Ama ne yapayım, ip …… eline geçti!

M.Ö. Birinci yüzyılda yaşamış olan Hint Filozofu Beydaba, “Kelile ve Dimne” isimli meşhur eserinde, konuyla ilgili fabl türü şöyle bir hikâye anlatır:

Zamanın birinde, bir deve yavrusu annesinin arkasına düşmüş gidiyormuş. Fakat anne o kadar hızlıymış ki, bir türlü yetişemiyormuş. Hatta hızlı gideceğim diye kendisini paralıyormuş.
Yavrucağız yalvarmış…
– Anneciğim! Biraz yavaş yürüsen ne olur… Sana bir türlü yetişemiyorum
Bunun üzerine anne deve şöyle der:
– Ah yavrum, ah! Yular başkasının elinde! Beni hızlı yürüten o. Ondan böyle gidiyorum.

Geriye de bakılsa, yaşanan zamana da; bu iplerden kurtuluş yok. Yani ipsiz olmuyor… O zaman insana şöyle bir iş düşüyor…

Aklı ve iradeyi kullanarak en güvenilir ipi seçmek…

Bu konuda peygamberlerin rehberliği şudur:

Allah’ın ipine sarılmak!

 

 

 

Yorum Yazınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir