Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

EĞİTİLMİŞ OLMAK NASIL BİR ŞEYDİR?

Bilindiği gibi insan, bilgilerini doğuştan getirmez. Yaratıcı’nın verdiği dinleme, görme ve kavrama gücü (akıl) sayesinde sonradan kazanır. Haliyle bu da uzun bir eğitim ve öğretim süreci demektir.

Diğer taraftan insan bir arada yaşama zorunda olan sosyal bir varlıktır.

Peki, bunca farklı özelliklerde yaratılmış olmasına rağmen, bu iş nasıl olacak? Şüphesiz bunun için, bir takım kurallar gerekli. En başta insanların adâlet, utanma duygusu, güvenilirlik, dürüstlük, hak ve sorumluluk bilincine dayalı olarak eğitilmesi önem arz eder. Yoksa toplumlar yakalarını kinden, nefretten, anarşiden, terörden ve kan davasına sebep olacak olaylardan kurtaramaz.

Bir de insanlar, hayatlarını güven içinde sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmek için, zamana göre çeşitli bilgilere ihtiyaç duymuşlardır. Şüphesiz bunların toplumdan topluma değiştiği de muhakkaktır.

Ve bu bilgilerin kazandırıldığı yerler ise, aile, okul ve iş hayatıdır.

Yine ihtiyaçlara göre, iş bölümünden kaynaklanan farklı bilgiler de söz konusudur. Yani insan hangi işi ve mesleği yapıyorsa, onunla ilgili temel bilgileri mutlaka çok iyi öğrenmelidir. Bu gereklilik beraberinde, farklı okul türlerini de ortaya çıkarmıştır.

Ama bütün bunların ötesinde, hangi tahsili görürse görsün, “eğitilmiş insan” denilince şu özellikleri taşıması gerekir:

Birincisi mevcut şartları görmesi.

Bir inşaat mühendisi düşünelim…

Diyorsunuz ki…

Ölç biç, topla çıkar, hesap kitap et; sonra da, sadece şu malzemelerden, içinde insanca yaşanabilecek bir ev yap.

Mühendis şayet böyle bir eğitim almışsa, hiç hayalciliğe kapılmadan, şu olsaydı bu dursaydı demeden; mevcut malzemeye odaklanmak zorundadır.

İkinci noktada şudur:

Malzemelerden işine yarayanları seçmek… Öyle ya, her parçadan her şey olmaz.

Üçüncü safhada ise, hem malzemeleri ve hem de yapacağı işleri sıraya koymak.

Bu ilkeyi, ister çoban, ister idareci, ister muhtar, ister hane reisi, ister şirket müdürü, ister öğretmen, ister öğrenci seviyesinde düşününüz. Hepsinde de kural aynıdır.

Bu tıpkı aşure çorbası yapmaya benzemektedir.

Neydi, bu çorbanın hikâyesi?

Konuyla ilgili olarak en çok Nuh Tufanı temel alınmaktadır.

Şöyle ki…

Gemi karaya oturduktan sonra, yiyecek çuvallarına bakılır. Bir de ne görsünler; hepsinde birer avuç malzeme kalmıştır. Ayrı ayrı yemek yapmaya çalışsalar bu imkânsız. Sonunda düşünerek şöyle bir yol bulurlar:

Bütün çuvalların diplerini boşaltılıp birleştirilir. Sonra da ateş üstünde, kıvama gelinceye kadar yavaş yavaş ustalıkla kaynatılır. Ve sonunda, enerjisi yüksek güzel bir yemek, yani tatlı ortaya çıkar.

İşte bu olay, bakış açısı ve uygulamasıyla tam bir eğitilmişlik örneğidir.

Eğitim kurumlarımız, ne yazık ki, yeteri kadar bu konuya eğilmiyor. Onun için de okul bitirenler dâhil, çoğu insanımız ya çok hayalperest, ya da ümitsiz!

Ne dersiniz, biraz da bu konulara kafa yorsak…

Yorum Yazınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir