Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

NASİHATLERE KULAK TIKANIRSA

Bir zamanlar bir ülke lideri, bazı Müslüman ülkelerde doğan kişilerin kendi ülkesine girmesine yasak getirir.

Sebep ise terör…

Haliyle bu karar dünyanın pek çok ülkelerinde kızgınlığa sebep olur. İşin tabiatı gereği, en çok da bazı Müslüman ülkeler tepki gösterir.

Böyle bir kararın alınması, elbette ki pek çok noktalardan eleştirilebilir. İşin kolayına kaçılarak, “Gayr-i Müslüm dünyanın Müslümanlara baskısı” şeklinde savunmalar yapılabilir. Bunda haklılık payı da olabilir. Tarihte bunun pek çok örnekleri de vardır.

Ama asıl sorulacak soru şu olsa gerek…

Böyle bir uygulamada Müslümanların hiç mi suçu yok? Bütün bunlara fırsat veren kim?

Kanaatimizce meseleye, önce bu açıdan bakmak gerekir.

Öyle sanıyoruz ki şu hikâye konuyu anlamamıza yardımcı olur…

Zamanın birinde üç samimi arkadaş bir yolculuğa çıkar. O köy, bu belde, şu şehir derken yolları bir çiftliğe düşer.

Yorgunluk bir tarafa, karınları da çok acıkmıştır.

Neyse ki çiftliğin çok kibar bir sahibi vardır. Bunlara çok yakınlık gösterir. Yalnız bu adamın bir prensibi vardır. Gelenlere izzet ve ikramda bulunmadan önce, bir denemeye tabi tutmak…

Bu gelenler için de şöyle bir plân kurar:

Önce bunları alıp etrafı gezdirir. Bu arada gücünden, zenginliğinden, şan ve şöhretinden de bahseder. Onlar da ağızları açık dinlerler.

Yalnız yaptığı bir şey daha vardır…

Her birini tek düşürüp diğer arkadaşları hakkında fikirlerini sorar.

Onlar da birbirleri hakkında, ağanın kendilerine daha çok itibar ettiğini düşünerek,hayvanın biri, öküzün biri, eşeğin biri” diye vasıflandırmalarda bulunur.

Adam öğreneceğini öğrenmiştir.

Şimdi sıra gelir, karınlarını doyurmaya…

Bunların önüne, kapalı üç tabak içinde yemeklerini koydurtur. Kendisi de gözlem yapmak üzere, arka tarafta bir yere gizlenir…

Dayanamayıp tabağın birini açarlar. Bakarlar ki içinde arpa!.. Ötekine bakarlar; onun içinde de saman!

Ya sonuncusu? O da ot!..

Öyle bir öfkelenirler ki…

Böyle bir hakaret kendilerine ne hakla yapılır?.. Olacak iş mi bu?

Bu arada, çiftlik sahibi ortaya çıkıp şu açıklamayı yapar:

-Beyler! Ne oluyor?

-Size teker teker arkadaşlarınızı sormadım mı? Ya siz ne dediniz? Hayvan, eşek, öküz…

-Ben de durumunuza göre, önünüze en iyi yiyecekleri koydum. Bunlardan başkasını nasıl beklersiniz?

Cevabı almasını almışlardır. Ama ders alıp almadıkları bilinmez.

Bu noktada soralım…

Peki, kitapları, peygamberleri ve kıbleleri güya bir olan Müslümanların, o üç arkadaşla benzeşen tarafları var mı yok mu?

Pek çok şeytani sebepler yüzünden birbirlerini boğazlamıyorlar mı? Öyleyse, ne hakla başkalarından baklava börek beklerler?

Durum öyle gösteriyor ki, bu Müslüman denilen toplulukların akıl, izan ve nasihatle kendilerine dönmeleri zor gibi görünüyor! Kim bilir, belki bir musibet işe yarar.

Bundan ötesini söylemeye, bilmem, gerek var mı?

Yorum Yazınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir