Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

BELEŞ YAŞAMA HASTALIĞI

Etrafa baktığımızda, hemen hemen hiç hak etmeden ve emek harcamadan, başkalarının sırtından geçinmeye çalışan dilenci ruhlu pek çok kişi görmek mümkündür. Genelde bu tipler her çevrede bulunur.

Bunların hileleri yolculukta, alış-verişte, komşuluk ve arkadaşlık ilişkilerinde daha çok açığa çıkar.

Meselâ bunlardan birinin bir şehir içi dolmuşuna bindiğini düşünelim.

Numaralarından birisini hemen sahneye koyar…

Hiç bozuk parası yoktur. Önce, bir avcı mantığıyla, bir tanıdığın çıkmasını bekler. Tam ücretini verirken o da cebinden bir yüzlük çıkarır. Şayet şoför “üstünü verecek para yok” derse, işi iştir. Bu sefer devreye o tanıdık girip “buradan al” diyebilir. Böylece dört ayak üstüne düşmüş olur.

Tesadüfen o esnada, “insanlık ölmedi” diyerek ortaya atılan birisi de çıkabilir. Hele bu kişi, kendisini dindar birisi olarak görürse… Başta vicdanını rahatlatmış olur. Allah da bunu gördüğüne göre, kim bilir, cennette kendisine ne köşkler hazırlayacaktır!

Ne yazık ki bu ahmaklar, sahtekârların ekmeğine yağ sürdüğünün farkında değildir.

Yine, alış-veriş merkezlerinde, bazı yiyeceklerin tadına bakma bahanesiyle karnını doyuranlar hiç de az değildir.

Bir zamanlar, bilimsel denilen toplantılarda karşılaştığımız bir bilim adamı (!) dikkatimi çekmişti. Her ne sebeptense, akademik basamakta alt seviyelerde kalmıştı. Bunun verdiği aşağılık duygusu da sanki bütün davranışlarından seziliyordu.

İşte size, sergilediği oyunlardan bir kaçı…

Bir kere, ne yapıp yapıp bir bahane bulur; ortak harcama yapılması gereken durumlarda yan çizmeyi iyi bilirdi… Öyle savunmaları vardı ki, duysanız şaşarsınız. Önce etrafına bakıp havayı koklar, sonra da, “Doçent ve profesörlerin olduğu yerde bize iş mi düşer?” diyerek sıvışırdı. Zaman olur, “Çift maaşlılar varken bizden para mı alınır?” diyerek kendisine acındırırdı. Bazı durumlarda da, hemen öne atılır, büyük bir girişimcilik ruhuyla, gruptakilerden paraları toplar; ama kendisi vermezdi.

Daha neler, neler…

Buna benzer başka bir şahsın kurnazlığı ise, başlı başına bir araştırma konusu olur…

O da, enflasyonun yüzde kırklarda ellilerde seyrettiği yıllarda, “Faize bulaşmamak için bankadan almıyorum” diyerek başkalarından borç para isterdi. Böylece, pek çok kişinin dini duygularını sömürürdü. Aradan birkaç yıl geçince, yani paralar pul olunca, geri öderdi. Bu yolla, epeyce daire, arsa ve dükkân sahibi olduğu söyleniyor.

Ya şu kafaya ne demeli?

Öyle bir laf cambazı ki…

Bu da, öğrenciliğinden itibaren kendine şöyle bir yol tutturmuş:

Önce bazı zengin kişileri tespit eder, sonra da randevulu ya da randevusuz kapılarını çalarmış… Sohbetin koyulaştığı bir anda, şu anlama gelen sözlerle kafasını allak bullak edermiş

Rüyamda sizi sürekli bana para verirken görüyorum. Bu işte mutlaka bir sır olmalı! Siz mutlaka evliyadan olmalısınız! Yoksa benim gibi bir garibanla niye bu kadar ilgilenesiniz ki…

Bu yolla pek çok kişiyi kafeslemiş…

Bu beleşçiler, “bedava sirke baldan tatlıdır” düşüncesiyle hareket eder. Onun için utanmaları arlanmaları yoktur. Onlar için önemli olan, kısa yoldan, kısa günün kârını elde etmektir.

Halk arasında bu tipler şöyle tasvir edilir:

Bedava kabir bulsa yatacak!

Bunlar için el etek öpmek, yağcılık yapmak, yalan söylemek, nabza göre şerbet vermek, kutsal değerleri istismar etmek, güçlülerin yanında olmak alışkanlık haline gelmiştir. Herhangi bir kargaşa anında, bir hesap kitap yapıp, anında u dönüşü yapabilirler.

Bir özellikleri de hediye beklentileridir. Diyelim ki bir çocuğu oldu; hemen bir şeyler alıp götüreceksiniz. Sizin olduysa, hediye yine ona… Bu da sevincinizi paylaşma adına olacaktır. Bütün nimetler onun havuzuna akacak…

Ya bu kişi bir yerde amiriniz ya da patronunuz durumundaysa… Bir de sizi, kulu kölesi gibi görüp rızkınızı verdiğine inanmışsa… İşte o zaman, yandınız, demektir. Ananızdan emdiğiniz süt burnunuzdan gelir.

Tespitlerimize göre, bu asalak tabiatlı kişiler, Karun gibi zengin, krallar gibi güçlü de olsa mutlu olamaz. Bir şüphe, tedirginlik, güvensizlik, yalnızlık ve korku girdabı içinde dönüp dururlar.

Nerden bakılsa, devası zor bir dert…

Fakat çıkmadık canda daima ümit vardır!

Yorum Yazınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir