Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

ALDATMA HASTALIĞI

 

Aldatma kültürümüzde “oyun, tuzak, kurnazlık, atlatma, düzen, hile, al, desise, yanıltma, entrika “ gibi anlamlara gelir.

Bir bakıma “aldatma”, insanın dürüst ve güvenilir olmama halini ifade eder.

Aldatmaya dayalı tutum ve davranışlar, pek çok hikâye, şiir, roman, filim, şarkı, türkü, masal ve kitabın ana temasını oluşturmaktadır.

Şu atasözleri ve deyişler de konunun önemine dikkat çekmektedir:

Doğrarsan kaşığına gelir.

Eşen düşer…

Keser döner, sap döner. Bir gün gelir, hesap döner…

Adam adamı bir kere aldatır.

Men dakka, dukka.[1]

Aldatan kendini aldatır.

Aldatmayı akıl ve vicdan da kabul etmez. Ayrıca bütün dinler bunu, kötü ve ahlâk dışı davranış olarak kabul etmiştir. Kur’an’da ise, münafıkların (ikiyüzlülerin) davranış özellikleri arasında dile getirilir.[2]

Ayrıca, aldatılmış olmayı hiç kimse sevmez. Yalnız şunu unutmamak gerekir ki, aldatan kişiler mutlaka bir gün, kendi kazdıkları kuyuya düşmektedir. Bugün olmazsa, yarın.

Bununla ilgili o kadar hadiseye şahit olmuşuzdur ki…

İşte bir tanesi:

Bir yaz ayında yolumuz yaylalara düşmüştü.

Eskisi gibi şenlik yoktu… Genelde yaşlı kişiler çıkmış. Ama şu var ki, hala –az da olsa- bir iki ineği olanlar var. Bunlardan elde ettikleri süt, çökelek ve peyniri satarak kendilerine harçlık yapıyorlar.

Diğer taraftan, bu ürünleri almak için, toplayıcılar kapılarına kadar geliyor.

Geliyorlar gelmişini de, sütün litresini birden, Çökeleğin kilosunu bir ya da iki liradan, peyniri beşten, yağı ise yirmiden alıyorlar.

Yani, ucuza kapatıyorlar…

Sonra bu aldıklarını, sağlık açısından son derece zararlı olan arabalarına rast gele koyuyorlar. Pis olmuş, yerlere atılmış, birbirine karışmış; bunlar için hiç önemli değil…

Ha, bir de şu var…

Alınan bu ürünler, büyük şehirlerin yolunu tutuyor. Orada yaşayan kişiler de doğal ve sağlıklı ürün aldıklarını sanıyor. Bunun için de yüksek fiyat ödemekten çekinmiyor.

Öyle anlaşılıyor ki, genelde bu alıcı ve toplayıcılar, üretici vatandaşı, hiç gözünün yaşına bakmadan rahatlıkla aldatıyor.

Peki, ya halk?..

Elbette ki onların da elleri armut toplamıyor. Güçleri neye yetiyorsa, akılları neye eriyorsa, eş dosttan ne duymuşlarsa, onlar da bir savunma yolu tutmuşlar.

Birisi, yayla komşusu için şöyle bir olay anlattı:

Evin çevresinde tavukları gören alıcılar soruyorlarmış…

-Köy yumurtası var mı?

-Var…

Tereddüt etmeden alıyorlar. Nasılsa pazarı var.

İşte zurnanın zırt dediği yer burası…

O gariban görülen komşu,  pazardan normal yumurtayı alıp üzerini de biraz kirlettikten sonra, üç beş tavuğundan elde ettiği yumurtalarla karıştırıp veriyormuş.

Şimdi soralım…

Bunu yapan kişi ahlâken doğru mu yapıyor?

Elbette ki hayır…

Kısaca durum şu olsa gerek…

Çoğu kişi, bir şekilde, birbirini aldatmaya çalışıyor. Hele de alış-verişte…

Fakat şunu hiç unutmamak gerekir…

Hangi seviye, cins ve boyutta olursa olsun, kimsenin yaptığı yanına kâr kalmıyor!

Bir anlamda, başkasını aldattığını sananlar, aslında, kendilerini aldatıyor.

Bunu bir anlasalar…

 

 

[1] Bu sözün anlamı şudur:

Kimin kapısını çalarsan, bir gün de senin kapını çalarlar. Yani, hile yaparsan, bir gün de sana yaparlar. Kimsenin yaptığı yanına kar kalmaz.

[2] Bak. Kur’an, Bakara, 2/10-15.

Yorum Yazınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir