Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

NASIL BİR NAMAZ?

NASIL BİR NAMAZ?

Bir ibadet şekli olarak namaz (salât), bütün dinlerde vardır.[1] Bu, Tanrı’nın (Allah’ın) yüce gücü ve merhameti önünde, kalpten inanarak eğilmeyi ifade eder.

Şüphesiz bu “eğilme”, tek başına bir anlam ifade etmez. Bunun bir şekilde, hayatın her alanına yansıması gerekir.

Onun içindir ki Kur’an’da Allah, “Namazı dosdoğru kalınız.” der.[2]

Demek ki dosdoğru olacak. Yoksa riya (gösteriş ve ikiyüzlülük) olur. Ve Allah bu gösteriş içinde bulunanlara “Yazıklar olsun!” diyor.[3]

Başka bir boyutta namaz için şöyle bir ölçü verilir:

“… Gerçekten, (şartlarına uygun olarak kılınan) namaz, kötülüklerden ve edep dışı davranışlardan alı koyar.[4]

Öyle anlaşılıyor ki, namaz kılmak ya da kılıyor görünmek, tek başına bir anlam ifade etmiyor. Ne yazık ki, en çok istismar edilen bir ibadet.

Kişi bir taraftan namaz kılıyor; bir taraftan da alış-verişinde hile yapıyorsa, işini ihmal ediyorsa, etrafındakilere zarar veriyorsa, helal-haram demeden mideye indiriyorsa, hatır gönül tanımıyorsa, emaneti ehline vermiyorsa, yaratılmışlara saygı duymuyorsa…

İşte Kur’anî ölçüye göre bu tipler, gerçek anlamda namaz kılmış sayılmaz.

Bir de şunu unutmamak gerekir…

Allah namaz kılma ile ilgili ölçüyü, herkesin anlayacağı şekilde veriyor. Özet olarak bu şöyle:

Kötülük yapıyorsa, bu namaz namaz değil…

Onun için, “Kalbime bak; kıldığımı Allah biliyor” diyenlerin sözüne kimse kanmamalı. Sonra biz kalp okuyucu değiliz ki. Bizim bakacağımız yer, insanın davranışlardır. Onun için Allah, bu tip namaz kılanlar hakkında insanları uyarıyor.

Bu da bize şunu gösteriyor:

Bazı namaz kılanların şerrinden (kötülüklerinden) ciddi anlamda sakınmak ve tedbirli olmak gerekiyor.

Yunus’un şu eleştirisi ne kadar yerinde; değil mi?

Eğer bir gönül yıktun ise,

Bu kıldığun namaz değil.

Yetmiş iki millet dahi

Elin yüzün yumaz değil!

Hal böyle iken, bazı kitaplar ve televizyon hocaları, “ille de namaz” deyip duruyor. Hem de öyle ballandıra ballandıra anlatıyorlar ki… Nerden bakılırsa bakılsın; bu tip anlatım tarzları da baştan sona gösteriş.

Ayrıca, bu gösterişleriyle, hem para ve hem de şöhret kazanıyorlar… Üstelik bir de bunu Allah rızası diyerek yaptıklarını sanıyorlar.

Bir zamanlar bir mahalle bakkalımız vardı. Namaz vakitleri dükkanının kapısına “Namazdayım” levhası asardı. Sonra, çocukların biri onun terazideki hilesini tespit edip ailesine söyledi. Ve bundan sonra tutunamayıp dükkanını kapattı.

Şimdi de semt pazarlarından bir manzara arz edelim…

Ortaklardan birine arkadaşını soruyorum…

– O nerede, o?

Namaza gitti, diyor.

Sonra o şahsa pazarın bir kenarında rastlıyorum. Hemen, nerede olduğunu sordum… O da tuvalete gittiğini söyledi… Demek ki ortağıyla anlaşmalı olarak gitmemiş…

Bu tip davranış sergileyenler sadece buralarda değil… Her tarafta var.

Kur’an mantığından bakılacak olursa…

Her şeyden önce, başta namaz olmak üzere, bütün ibadetleri birahlâk meselesiolarak ele almak lazım. Hatta, Yaratıcıya güvenme anlamına gelen imânın da bir ahlâk meselesi olduğu bilinmelidir. Ancak böyle bir namaz, Hz. Peygamber’in ifadesiyle dinin direği olur.[5]

Bunu anlamak o kadar zor olmasa gerek.

Bakınız, Kur’an ile eğitilmiş olan Hz. Peygamber’in Allah tarafından öne çıkartılan ve övülen boyutu da onun ahlâkıdır.

Bütün bunlar bize şunu gösteriyor…

Ahlâk yoksa imân da yok, namaz da yok, oruç da, hac da yok… Yok, yok, yok!..

Müslüman zannedilenlerin hayatlarına ve kim olduklarına bu açıdan bakılmalı.

Belki o zaman, “İslâm Dünyası” denilen dünyanın ne dünyası olduğu daha iyi anlaşılır.

 

[1] Namaz (نماز) kelimesi dilimize Farsça’dan geçmiştir. Yüceltmek için eğilmek, kulluk ve ibadet anlamına gelir. Kur’an ve Hz. Peygamber’in sözlerinde ise “salât” olarak geçmektedir. O da “dua etmek, ibadet etmek, bağışlanma dilemek, yalvarmak” anlamlarına gelir. Bu ibadetin hem ferdî ve hem de sosyal yönü vardır. Hicretten bir buçuk sene kadar önce beş vakit olarak farz kılınmıştır. Nasıl kılınacağı hususunu da Hz. Peygamber kılarak ve kıldırarak bizzat göstermiştir. Kılınma şekli hususunda mezhepler arasında ufak tefek bazı farklar söz konusudur. Özünde ise bir farklılık yoktur.  Fıkıh kitaplarında bunun açıklaması yapılmıştır.

[2] Bak. Kur’an, Bakara, 2/43, 110; Hac, 22/78; Nur, 24/56; Mücadele, 58/13; Müzemmil, 73/20.

[3]Bak. Kur’an, Maun, 107/5.

[4]Bak. Kur’an,Ankebut, 29/45.

[5] Bak. Tirmizî, Îmân, 8; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c, V/ 231, 237.

Yorum Yazınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir