Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

NASİHATLERİN DEĞERİ

Kendisini eğitimci, kişisel gelişim uzmanı, yaşam koçu vb. sıfatlarla tanıtan bazı kişiler, çocuklara nasihat edilmesine pek sıcak bakmıyorlar. “Kesinlikle yapılmamalıdır” diyenler de var. Çünkü çocuk bundan sıkılıyormuş, şahsiyeti gelişmiyormuş, bireysellik kazanamıyormuş, vs. vs….

Önce şöyle düşünmek gerekir…

Bir kere tarih boyunca, bütün kültür ve medeniyetlerde “nasihat” diye bir şey var.[1] Ve bu hususta yazılan kitaplar ve söylenen sözler o kadar çok ki…

O zaman soru şöyle sorulabilir:

Nasıl bir nasihat?

Nasihatler genellikle, toplumların yetiştirmek istediği ideal insan tipi ile ilgilidir. Onun için de “şöyle ol, böyle olma” denilmektedir.

Bu nasihatlerin bir kısmı, “siyâsetname” türü ahlâkî eserlerden oluşmaktadır. Bunlar daha çok, devleti yönetmekle görevli olan kişilerin vasıflarını ele alır. Bu tip kitaplarda nasihat, sadece yönetene değil,  aynı zamanda yönetilene de verilmektedir.

Meselâ, İslâm bilim tarihinde dönüm noktası oluşturan Gazâlî’nin (1058-1111), Büyük Selçuklu Sultanı Sencer’in (1086-1157) isteği üzerine yazmış olduğu “Nasihatu’l-Mülûk=Yöneticilere Nasihat” isimli eser, bunlar arasında yer alır.

Diğer taraftan çocuklar hedef alınarak yazılan nasihat kitaplarının varlığı da bilinmektedir.

Bunlar arasında, Çin bilgesi Konfüçyüs’ün (MÖ.551-479) “Hayırlı Evlat” isimli eseri çok meşhurdur. Bu kitap, yüz yıllarca Çinlilerin etkisi altında yaşayan Japonların evlerinde de başköşede yer almıştır. Kitap, yüksek sınıfa mensup çocuklara değil, sıradan halk çocuklarının yetiştirilmesine yöneliktir. Eserde daha çok, dürüstlük, adâlet ve sevgi üzerinde durulmaktadır. Özellikle ana babaya saygı çok önemlidir.

Eski Yunan filozoflarından Aristo (M. Ö.322-384), oğlu için “Nikomakhos’a Ahlâk” isimli eseri yazmıştır.[2]

Yine, Gazalî’nin “Eyyühe’l-Veled“ini de bu kategoride zikretmek gerekir.[3] Kitap en başta, Allah’a kulluk ve itaati öğretmeyi amaçlar. Diğer taraftan, uygulanmayan bilgilerin bir faydası olmayacağına dikkat çeker.

Şair Nabi de (1642-1712) oğluna “Hayriye” adı altında manzum bir öğüt kitabı yazmıştır. Özellikle oğlundan, ilim ve ahlâkla donanmasını ve yaptığı iyiliği başa kakmamasını ister.

Kur’an bize, peygamberlerin geldikleri toplumlara nasihat ettiklerini bildirir.[4] Hz. Peygamber ise, bazı ashaptan, namaz kılması ve zekât vermesi yanında her müslümana nasihat edeceğine dair söz almıştır.

Yine Hz. Peygamber, dinin bir nasihat olduğu üzerinde özellikle durmuştur.

Kur’an’da, oğluna verdiği hikmet dolu öğütlerle adından bahsedilen bilge bir kişi vardır. Hz. Lokman…

O’nun bilgeliğinin ve hikmet sahibi kişiliğinin temel vasfı, Allah’ın verdiği nimetleri görüp nankörlük yapmamasıdır.[5]

Aklı ve iradesi bu çerçevede eğitilmiş olan Hz. Lokman ise oğluna şu tavsiyelerde bulunur:

-Ey oğulcuğum! Allah’a ortak koşma. Çünkü ortak koşmak büyük bir zulümdür.[6]

Ey oğulcuğum! İyilik ve kötülük açısından yaptığın bir işi, bir hardal tanesi ağırlığınca bile olsa, hatta bir kayanın içinde veya göklerde bulunsa, Allah karşına getirir. Şunu iyi bil ki Allah gerçekten, her şeyi bilir ve her yapılan işten haberdardır.

-Ey oğulcuğum! Namazı hakkıyla kıl… İnsanlık vicdanında iyi olarak görülen şeyleri emret; kötü olarak görülenlerin de karşısına dikil. Ve bunu yaparken başına gelenlere sabret. Şu bir gerçek ki, bunlar, kararlılıkla yapılmaya değer işlerdendir.

İnsanları küçümseyerek ve suratını ekşiterek yüzünü onlardan çevirme. Böbürlenerek de yürüme. Çünkü Allah, kendini beğenip çokça övünen kimselerin hiç birini sevmez.

Yürüyüşünde, (yaptığın işin gereğini gözeterek) doğal ol. Sesini de (gerekli olan seviyeye uygun bir şekilde) ayarlayıp kıs. Şüphesiz seslerin en çirkini eşeklerin sesidir![7]

Görüldüğü gibi bunlar nasihat örnekleridir. Hepsi de iyi ve doğru olan yolu göstermek için yapılmıştır.

İnsanın unutan bir varlık olduğu düşünülürse, bunlar hatırlatma görevi görür. Bu açıdan mutlaka gereklidir.

Nasihatlerde şu husus çok önemlidir…

Nasihat eden kişinin bilgisi, samimiyeti ve iyi ile kötüyü birbirinden ayırma gücüne sahip olması çok önemlidir.

Bazı bilge kişiler nasihatlerini temsiller ve hikâyeler vasıtasıyla vermişlerdir. Yani, “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit” metodunu kullanmışlardır. Özellikle bunalım dönemlerinde böyle hareket etmek çok önemlidir. Meselâ Hint filozoflarından Beydaba (M.Ö. 1. Yüzyıl) ve Mevlanâ Celaleddin Rumî (1207-1273) bu yolu tercih etmişlerdir.

Şu hususu da çok iyi bilmek gerekir ki, nasihatler tutulursa bir anlam ifade eder. Yoksa insanın bir kulağından girer, öbür kulağından çıkar.

Genelde nasihatler büyükler tarafından yaşça küçük olanlara yapılır. Bu bakımdan baba ve ana nasihatleri çok önemlidir. Çünkü bunlarda samimiyet ve karşılıksız sevgi vardır.

Nasihatin hiç mi olumsuz tarafları yok?

Elbette ki var…

Meselâ ana baba nasihatlerinde duygusallık olabilir. Bu konuda dikkatli olmak gerekir.

Peki, çocuklardan büyüklere hiç nasihat olmaz mı?

Neden olmasın?

Bunun en meşhur örneğini, Hz. İbrahim’in ateist olan babasına olan şu içten tavsiyelerinde görmekteyiz.

Diyor ki:

-Sevili babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiç bir yarar sağlamayan şeylere niçin tapıyorsun?

Sevgili Babacığım! Gerçekten bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Öyleyse, bana uy ki, doğru yolu bulman konusunda sana rehberlik yapayım.

Sevgili Babacığım! Şeytana kulluk etme. O, çok merhametli olan Allah’a karşı gelmektedir.

-Sevgili Babacığım! Çok merhametli olan Allah’ı, seni cezalandırmak zorunda bırakmandan ve Şeytan’ın dostu olmandan korkuyorum.[8]

Bu konuda kısaca şunlar söylenebilir:

Herkes, bilgisi ve konumuna göre nasihat etmelidir. Onun için olsa gerek, Kur’an’da Hz. Peygamber’e şu tavsiye ediliyor:

Sen hatırlat. Çünkü hatırlatma mü’minlere fayda verir.[9]

Fakat insan, nasihatini önce kendisi tutmalı. Yani kendisinin yapmadığı bir işi başkasından istememeli. Diyelim ki sigara içen bir anne ve baba… Çocuklarına, “Bize bakıp da siz bunu yapmayın” derse, bu ne kadar tesirli olabilir?

Onun için nasihatler hiç bir zaman, “Ele verir talkını, kendi yutar salkımı” cinsinden olmamalı. Özellikle ana babalar, öğretmenler ve yöneticiler açısından bu çok önemlidir.

Bir de şu var…

Birisinden nasihat istenirse, çok daha faydalı olur. Esas olan, önce önyargısız bir şekilde dinlemek; sonra da faydalı görüleni almaktır. Çocukluktan itibaren bunu alışkanlık haline getirmekte fayda var…

Yine nasihatler yerinde olur ve yumuşak bir sözle ifade edilirse, çok daha yararlı olur.

Ne diyor, atalar sözü?

Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.

Hele nasihat edilecek kişi güçlü ve zâlim birisi ise… O zaman bu “yumuşak ifade” bir kat daha önem arz eder.

Yaratıcı bize bunu, peygamber boyutlu bir çerçevede öğretiyor.

Hz. Musa ve kardeşi Hz. Harun’a diyor ki:

(Zâlim ve kibirli) Firavun’a her ikiniz birlikte gidin. Gerçekten o azmıştır. Sonra ona, yumuşak söyleyin. Belki hatırlar veya sakınır.[10]

Bütün bunlara rağmen nasihat kâr etmezse, başka nasihatler gündeme gelir. Bir anlamda bu, hayatın değişmez kanunudur. Şu atasözü bu açıdan oldukça anlamlıdır:

Bir musibet bin nasihatten yeğdir!

Dileğimiz odur ki…

Musibetlere ihtiyaç olmadan nasihatler fayda versin!..

[1] Sözlüklerde “nasihat” kelimesinin üç anlamı var:

  1. Samimi olmak. Demek ki bu işi yapan kişi art niyetsiz olacak ve yaptığı işin karşılığında hiç bir ücret istemeyecek.
  2. Balın tortularından ayırt edilip süzülmesi… Bunun anlamı şu olsa gerek: Nasihat eden kişi, söylediği alanda esas olan şeylerle, o konudan ayrılması gereken şeyleri bilecek. Yani sapla samanı birbirinden ayırabilecek.

c.Bir elbisenin parçalarını birleştirerek giyilir hale getirmek. Bu ne demek? Gayet açık… Kolu kol yerine, gövdeyi gövde yerine, bacakları da bacak yerine getirip birleştirecek. Kısaca, ne söylediği apaçık belli olacak.

[2] Kitap başta “iyi“yi ve bunun amacı olan mutluluğu ele alır. Erdemler arasında adâlet ve cömertliğe vurgu yapar. Diğer taraftan her iyinin iki kötü arasında olduğu üzerinde durur. Meselâ cimrilik ve israf kötü, bunların arasında yer alan cömertlik ise iyidir. Diğer taraftan bu kitapta, insanın fıtratında bulunan bütün duyguların bir dengeye dayalı olarak eğitilmesi istenir. Buna göre şehvet duygusunun i’tidale dayalı eğitimiyle “iffet”, gazab (kızgınlık) duygusunun eğitimiyle “şecaat=kahramanlık”, akıl duygusunun (kuvvetinin) eğitimiyle ise “hikmet” ortaya çıkar. Bunların hepsinin karışımı ise “adâlet“i oluşturur. Bu tip bir açıklamayı pek çok İslâm Ahlâkçılarında da görmekteyiz.

[3] Kitap Türkçe’ye “Ey Oğul” diye çevrilmiştir.

[4] Bak. Kur’an, Araf, 7/62, 68, 79, 93.

[5] Kur’an, Lokman, 31/12.

[6] Zulüm, adâletin zıddıdır. Adâlet, bir şeyin denge gözetilerek yerli yerine konulmasıdır. Mevlanâ atın önüne ot, itin önüne de et konulmasının bir adâlet olduğunu; bunun tersinin yapıldığında, yerli yerinde bir hareket olmadığından “zulüm” olacağını söyler. Hz. Lokman oğluna, Allah’a şirk koşmanın bir zulüm olduğu ikazını yaparken şunu demek ister: Sakın, Allah’ın hakkı olan yaratma, nimet verme, gerçek teşekküre layık olma vb. sıfatlarını başka varlığa verirsen, bu yerli yerinde bir hareket olmaz. Sonra, yakışmaz da… Hatta normal bir akıl bile bunu kabul etmez. Ama sen yaparsan, büyük bir zulüm, yani uygun olmayan bir düşünce ve davranış olur.

[7] Kur’an, Lokman, 31/16-19.

Hz. Lokman’ın bu öğütlerinde, îman, ahlâk ve ibadet boyutlu bir çocuk yetiştirme modeli sergilenmektedir. Diğer taraftan îman da aklın bir ahlâki yansımasıdır. Bütün dinlerde var olan namazın doğru kılınmasının sonuçları da ahlâkîdir. Bu da şunu gösteriyor ki çocuk eğitiminde, dolayısıyla nesillerin yetiştirilmesinde, ahlâk daima ön plânda yer almalıdır. Tabiî ki bu da çocuklara, başta iyi örnek olmak suretiyle öğretilecek bir husustur. Bu açıdan bakıldığında ahlâk, “Allah’ın her an bizi gördüğü, yaptığımız hiç bir işin yanımıza kâr kalmayacağı ve bir gün hesabının verileceği” inancına dayanır.

[8] Bak. Kur’an, Meryem, 19/42-45.

[9] Bak. Kur’an, Zariyat, 51/55.

[10] Bak. Kur’an, 20/43/44.

Yorum Yazınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir