Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

PALYATİF BİR ALANDA YAŞAMAK

Palyatif kelimesi (palliative), dilimize Fransızca’dan geçmiştir. “Örtmek veya “geçici olarak rahatlatmak” anlamına gelir. Meselâ ölümcül ve çaresi zor bir hastalığa yakalanan kişileri, fiziki ve moral yönden geçici bir şekilde rahatlatmak palyatif (anlık) bir tedbirdir.

Bir felaket veya doğal afet sonrasında, ekonomik krizlerde ve çevre sorunlarında da, yine acil tedbirlere başvurulabilir.   

Yalnız şunu iyi bilmek gerekir ki, palyatif tedbirlerde tamamen iyileştirme yoktur. Sadece sıkıntının ve problemin şiddetini hafifletmek vardır. Önemli olan, çok az bir ümit olsa bile, problemin temelden halledilmesi için çaba sarf etmektir.

Diyelim ki müslüman bir kişi, açlıktan dolayı ölümle burun buruna. Domuz etinden başka da yiyecek yok. Eh, ölmeyecek kadar yemesinde bir sakınca yok. Çünkü yaşama hakkı her şeyden önce gelir. Hatta bu konuda genel bir kural vardır: Ez-zarûrat tübîhu’l-mahzûrat…Yani, zarûret durumlarında bazı haramlar (yasaklar) mubah olur. Tabiî ki geçici olarak…

Ama domuz eti yemek zorunda olan kişi, kendisini hep açlık alanı içine hapsederse, hileli bir yolu seçmiş olur.

Geçici çözümlerin önemli olduğunu yukarıda belirtmiştik. Fakat bu konuda bir konuya daha dikkat çekmek isteriz.

Alışkanlık meselesi…

Meselâ tehlike anında sığınağa girilmesi gerekir. Ama tehlike geçtiğinde hala orada yaşamaya devam edilirse, bu büyük bir problem teşkil eder.

Sineklere savaş açmak anlık bir tedbirdir. Önemli olan bataklığı kurutmaktır.

Denize düşen yılana sarılır. Ama ilk iş, yılanın da olma ihtimali olan bir denizde nasıl yüzüleceğini öğrenmektir.

Ölümü görenin hastalığa razı olacağı bir gerçektir. Buna “ehven-i şer ilkesi” deniliyor. Yani kötünün iyisini tercih etmek. Normal bir akıl, zaten bu yönde karar verir. Anormal olan, gerçek tedavinin yolunu bırakmak ya da unutmaktır.

Fakir fukarayı doyurmak da geçici bir tedbirdir. Önemli olan, onlar için kendilerini ayakta tutacak çözümler üretmektir. Asıl mesele, balık tutmayı öğretmektir. Başka bir deyimle, dilenmeyi değil; didinmeyi belletmek.

Bu misâller elbette ki daha da çoğaltılabilir. Mühim olan meselenin özünü kavramaktır. O da, geçici ve kalıcı olanın ne olduğunu ayırt etmektir.

Tarihe baktığımızda, anarşiden korkup zâlim diktatörlerin idaresini tercih etmek zorunda olanların olduğu görülür. Böyle durumlarda kimi kişiler de tenha yerlere çekilip uzlet hayatı yaşamayı tercih etmiştir. Şayet bunlar, geçici olarak bu işi yaptıklarını unuturlarsa, bir daha normal hayata dönemezler.

Sonuç olarak şunlar söylenebilir:

Palyatif tedbirler hiç bir zaman kalıcı çözümler yerine geçmemelidir. İnsanımızın her seviyede bu yönde eğitilmesi şarttır. Yoksa geçici olan duruma alışıp orada çakılıp kalabilir. Üstelik daha da ileri giderek “muhafazakârlık” adı altında bunları (geçici tedbirleri) korumaya, yüceltmeye ve bu uğurda mücadele etmeye bile çalışır. En kötüsü de bunun “erdem” olarak düşünülmesidir.

İyi bilinmelidir ki bu anlayış, ilerlemenin ve gelişmenin önündeki en büyük engellerden birisidir.

Eminim ki bu meseleyle ilgili olarak, bu konuda siz okuyucuların da düşündükleri ve söyleyecekleri pek çok şey vardır. Temennim, onları da aklınızda tutarak yazıyı okumanızdır.

Yorum Yazınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir