Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

MİNNET SOFRASI

Lise yıllarında edebiyat hocamızın tavsiye ettiği kitaplar arasında, Şeyh Sadi Şirazî’nin (1193-1292) “Bostan ve Gülistan” isimli eseri de vardı.

Ve onun içinde bir hikâye…

Beni o kadar çok etkilemişti ki…

Kendi dilimce anlatmaya çalışayım…

Arapların, zenginlik ve cömertliği ile meşhur olmuş bir kahramanları var.

Hâtem-i Tâî.

Bir gün, dost meclisinde otururken kendisine sorarlar:

-Ey Hâtem! Malın mülkün ve bitmez tükenmez ziyafet sofralarınla nam saldın. Acaba bu dünyada, senden daha şerefli ve yüce gönüllü birini gördün mü?

Hâtem, derin bir iç çekip anlatmaya başlar:

-Evet… Gördüm…

-Bir gün kırk deve kesip Arap beylerine koca bir ziyafet çekmiştim. Namımız yürüsün, açlar doysun diye her tarafı sofralarla donatmıştım. Bir ara, hava almak için, sahranın derinliklerini doğru yürüyüşe çıkmıştım. Orada, kızgın güneşin altında dikenli çalıları toplayıp sırtına vuran bir oduncuya rastladım.

-Adamın bu zahmetine acıyıp yanına yaklaşarak dedim ki:

-Hey arkadaş! Bu sıcakta niçin canını dişine takıp çalı çırpıyla uğraşırsın? Bak, bugün Hâtem-i Tâî büyük bir ziyafet veriyor. Herkese açık. Git oraya, karnını güzelce bir doyur, izzet ve ikram gör…

Oduncu, alnındaki teri elinin tersiyle sildi, sırtındaki ağır yüke rağmen başını dik tutarak gözlerinin içine bakarak şöyle dedi:

-İnsan emeğinin karşılığını yerse, Hâtem-i Tâî’nin minneti altında kalmaz!

-İşte o gün anladım ki ben malımla cömertlik yapıyordum. O ise, şeref ve haysiyet açısından benden çok daha zengin ve cömert idi.

Evet, oduncu borçlu olarak yaşamak istemiyor. Onun için de kimsenin ziyafet sofrasında gözü yok.

Hâtem iyi niyetli olabilir. Ama sofrasına oturanlar kendilerini borçlu hissedip minnet duyar. Yeri geldiğinde, en küçük eleştiri getiremez ve karşısında dik duramaz.

Bu sofralar mideyi doldurur, ama zihinleri uyuşturur. İster istemez, “ekmeğini yediğim kişinin kılıcını sallarım” mantığı oluşur.

Yine Hâtem kendi sofrasını, “görkemli bir kurtuluş” olarak sunar.

Oduncuya gelince…

O asla sıradan bir kişi değildir. O bir anlamda krallığını,çölün dikenliklerinde kurmuş bir hükümdardır. Bu sebepten, dikenler nasırlı ellerini kanatsa da ruhu hürdür.

Diğer taraftan, kimseye göbekten bağlı değildir. İradesini hiç kimseye ipotek etmemiştir. Bu da ona, “hayır” diyebilme ve kimseye “eyvallah etmeme” gücü vermiştir. Yine çok iyi bilmektedir ki…

Hâtem ona, sanki bir “konfor” alanı” değil, “esaret zinciri” teklif etmektedir. İşin içinde, dolaylı ya da dolaysız olarak, bir “tahakküm”, yani zorbalık söz konusudur.

Belki de oduncu, tam olarak şunu haykırıyor:

-Kendi emeğinin dikenini sırtında taşıyan, başkasının gül bahçesine minnet etmez! Satın alınamayan bir adam dünyanın en zengin adamıdır!

Ve bütün mesele, kendi olmanın onurunu yaşamaktır!.. Asıl fakirlik, başkasının lütfuna muhtaç hale gelmektir.

Aslında Hâtem, iyi niyetli birisidir. Onun cömertliğinde farklı bir asalet sezilmektedir. Meselâ…

O kadar şan ve şöhretine rağmen, gurur ve kibrini yenerek, oduncunun o asil duruşu karşısında eğilip onu takdir edebiliyor.  

İstese, oduncuyu yok etme ve önemsizleştirme yolunu seçebilirdi. Buna, sofrasına gelenlerin de hiç bir itirazı olmazdı.

Ama yapmadı…

Yine Hâtem, o günün dünyasında, malı mülkü ve cömertliği ile “görünür” olmayı seçmiş birisidir.

Oduncu ise, takdire ve alkışa ihtiyaç duymaz.

Günümüz toplumu da insanları, ya Hâtem olmaya ya da onun sofrasına gitmeye zorluyor. Fakat asıl itibar ve haysiyet, ıssız çöldeki dikenlerin yanındadır.

Bilindiği gibi bütün peygamberler de ellerinin emeklerini yemişlerdir. Yaptıkları iş karşılığında hiç kimseden en ufak bir ücret talebinde bulunmamışlardır.

Başta, bu hikâyenin beni çok etkilediğini ifade etmiştim…

Gerçekten öyle etkiledi ki…

Çünkü dünya işlerinin nasıl gittiğini anlatıyordu.

Oradan hareketle, her tarafta, “Hâtem sofraları” görmeye başladım.

Oduncuya gelince…

Yani, diken taşımayı minnet taşımaya tercih eden ve sofra sahibinin cömertliğini sorgulayan kişi

Gün ortasında elinize fener alıp arasanız bile, onu bulmak çok zor.

Yorum Yazınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir