Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

ÖRGÜTLÜ KORKAKLIK

Timur, şehre bir fil gönderir.

Fil devasa cüssesiyle ekinleri ezer, dükkânları yıkar, şehre büyük zarar verir.

Halk perişandır ama kimse Timur’a çıkıp “bu fili geri al” diyemez.

Sonunda Hoca’yı ikna ederler:

-Sen önden yürü, biz arkandayız, derler.

Hoca huzura çıkar, arkasına bir bakar ki kimse yok!

Herkes vurdumduymazlık ve korkuyla çoktan dağılmıştır.

Hoca, bu duyarsızlığa bir ders vermek için Timur’a der ki:

-Efendim, gönderdiğiniz fil çok yalnızlık çekiyor, yanına bir de dişisini gönderin de eş olsunlar!

Şimdi soralım?

-Nüktede ne anlatılmak isteniyor?

Başta, toplumsal dayanışmanın önemi, iki yüzlülük ve sorumluluktan kaçan bir toplumun ironik bir şekilde cezalandırılması ön plâna çıkıyor.

Diğer taraftan da bir trajedi var…

Aslında Hoca’ya güven duyulmuyor. Onun için tek başına bırakılıyor!

Bir anlamda kurban ediliyor…

Problem çözülürse, mesele yok. Halk başarmıştır.

Ya işler ters giderse?

O zaman okkanın altında kalacak olan Hoca’dır.  

Sonra halk, Hoca’yı yarı yolda bırakarak toplumsal sözleşmeyi bozuyor. Bu sefer Hoca da, kendi adına hayatta kalma stratejisini uyguluyor.  

Bir de şu var:

Toplum hem değişim istiyor, hem de elini taşın altına koymak istemiyor. İşi bir kurtarıcıya havale ederek risk almaktan çekiniyor.

Ve çözüm bekliyor.

Tam bir “armut piş ağzıma düş”, psikolojisi.

Ne alâ!..

Yine bu halkın şu özelliği de gözden kaçmıyor:

Kendilerinin yapamadığı eylemleri ve gösteremediği cesareti, bir “kahraman” üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyor. Bunun adı vekâleten yaşamadır.

Timur ‘un güçlü bir figür oluşunda elbette şüphe yok.

Başka, sistematik baskı uygulayarak kontrolü elinde tutuyor.

Korkuyu bilinçli bir şekilde yöneterek, insanlarda karakter zafiyeti oluşturuyor. Bu şekilde, herkesi birbirine muhbir yaparak, korkunç bir şüphe ortamı yaratıyor. Bu yolla, her tarafı profesyonel bir hapishaneye çeviriyor.

Ayrıca insan, toplum içinde, iyice yalnızlaşıyor!

Bu baskının yarattığı travmaya maruz kalan halk, ister istemez, “hayatta kalma refleksi” geliştiriyor. Bunun uzun sürmesi halinde ise, ahlâk bozuluyor.

Peki, düşünme felci geçirmiş bu halk, nasıl kendine gelecek?

Belli ki “cesur olun” demek yetmiyor.

Onun için Hoca, sessiz kaldıkları takdirde, baskıların daha da artacağını iliklerine kadar hissettirmek istiyor.

Diğer taraftan, kendisini aslanların önüne atıp kenardan “ne olacak acaba?” diye seyreden o bıyık altından gülen kalabalığa, o arenayı dar etmeye karar veriyor. Çünkü halkın bu omurgasızlığı, dönekliği ve iki yüzlülüğü, Timur’un zulmünden daha ağır geliyor.

Hoca iyi biliyor ki, halk zorba sistemin bir parçasıdır. Üstelik, bedelini ödemeden “kurtuluş” satın almaya çalışıyorlar. Onun için, onlara, hiç bir şekilde, “seyirlik malzeme” olmak istemez.

Bu sebepten, bu ahlâk dışı tutum ve aktif kötülüğe karşı, onurlu bir öfkeyle, bir hakikat tokadı indirir.

İkinci fili istemesinin sebebi bu olsa gerek. Bu aynı zamanda, bir iğne batırmadır.

Sorumluktan kaçmaya ve arkadan iş çevirmeye karşı verilecek en âdil ceza da bu olsa gerek.

Yine Hoca Timur’un karşısında, fili kaldırmasını söyleyerek, “kahramanlık” yapmaya çalışmıyor. Çünkü bunun olumsuz sonuçlar doğuracağını biliyor. Önemli olan, halkın kendine gelmesidir.  

Bunun için de, birbirlerine inanmaları ve birlikte korkmamayı öğrenmeleri şarttır…

Ayrıca, “birisi bizim yerimize konuşsun” kurnazlığını bırakmaları da gerekir.

Şunu da unutmamak gerek:

Bilindiği gibi her devrin farklı filleri vardır.

Bunları büyüten, genelde, halkın sessizliğidir.

Bir de modern dünyanın yeni nesil filleri var. Hem de çeşit çeşit!

En iyisi mi, sizler onlar üzerinde kafa yormayı deneyiniz…

Yorum Yazınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir