Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

KONFORLU KÖLELİKTEN HUZURSUZ ÖZGÜRLÜĞE

Nil‘in kıyısında…

Kadim bir tiyatro, binlerce yıldan beri, perdesini hiç kapatmadan oynamaya devam ediyor.

Sahnenin bir tarafında, fizik, kimya ve matematik bilen teknokrat sihirbazlar… Bunlar, iplerin içine konan cıvanın, sıcağı görünce ne kadar hızlı genleştiğini biliyorlar.

Diğer yanda ise, bu iplerin güneşin altında kıvrılış ve kıvranışını büyük bir vecit içinde izleyen, gördüğü her mekanik hareketiejderha” sanan, kafaları uyuşmuş devasa bir kalabalık!..

Peki, niçin öyle sanıyorlar?

İsterseniz bunu yakından görmek için,  birlikte bir deney yapalım…

Su dolu bardağın içine bir kaşık koyalım. Bu kaşık, gaz ortamından sıvı ortama geçtiğinde, sapı kırılmış gibi gözükecektir. Bu bir yaratılış yasasıdır. “Sebep-sonuç” ilişkisine dayalı bir izahı vardır.

Fakat bir otorite çıkıp bu fiziksel zorunluluğu kendi iradesine bağlayıp, “O kaşığı, elim hiç değmeden, benim kudretim kırdı!” derse, gerçek sebebin yerine, uydurma bir sebep inşa etmiş olur. İşte o zaman, illüzyon başlar. Bu sefer bilgi de hikmet de biter. İşte sihrin ve sihirbazlığın özü budur.

Burada olan şu:

Işığın kırılması gerçek sebeptir. Bu saklanıyor, bir anlamda çalınıyor. Bunun yerine sahte bir sebep konmuş oluyor.

İşte kitleler, maalesef, bu sahte sebeplerle yönetiliyor. Böylece zihinler, uyuşturulup yönlendirilmeye hazır hale getiriliyor.

Günümüzde, herhangi bir otoriteyi sorgusuz sualsiz kabul eden zihinler de, llüzyonların gölgesinde aynı kadim sanatı icra ediyorlar.

Kitlelere, “Bu böyledir, çünkü otorite böyle istiyor” denildiğinde, aslında, Nil kıyısındaki o cıvalı ipler ve sihirbazlar sahne almaktadır.

Derken, sahneye Musa çıkar. Elinde sadece “asa” denilen bir odun parçası vardır.

O sihirbazlar, bin bir teknik hileyle ipleri ejderha gibi göstermeye çalışırken, o asa, bir anda dönüşüp ejderha boyutuna geçer. Ve görünenlerin hepsini bir solukta yutar.

Bu bir göz boyama değildir. Yasa koyucunun, Kainatı farklı boyutta yaratabileceğini gösterme sahnesidir.

Mesele şu.

İpler görünüyordu. Yani öyle sanılıyordu. Ama asa dönüşmüştü. Hem de bir emirle.

Sihirbazlar o ana kadar, gerçeği kendi ellerinde tutan tek zümre olduklarını sanıyorlardı. Ama uydurdukları bir anda yutulup yok olmuştu. Bunun sonucunda, yarattıkları yapay dünya da alt üst oldu.

Ve uyandılar.

Fark ettiler.

Hem de çok sarsıcı bir şekilde!..

Arkasından da, “Musa ve Harun’un Rabbine inandık” diyerek secdeye kapandılar. Böylece, bilginin gerçek kaynağına ulaştıklarını ve bundan sonra, oynadıkları bu oyunun asla parçası olmayacaklarını ilan ettiler.

Firavun’un güvendiği dağlara karlar yağmıştı.

Halbuki sihirbazlarına o kadar güveniyordu ki…

Musa’nın baskısından kurtulmuş olacaktı.

Olmadı…

Adeta kükreyerek haykırdı:

-Ben size izin vermeden nasıl inanırsınız?

Bu soru var ya!..

Otoritenin ruhlar üzerindeki mutlak ambargosunun ilanı!

Artık o sihirbazlar, sahte sebepler uydurmaktan, yani sihir yapmaktan, tamamen vaz geçmişlerdi.

Secdeye kapandıklarında, bir anlamda, üzerlerindeki tüm yabancı ellerin izini de, iznini de, sultasını da bir çırpıda silip atmışlardı.

Rahatlarını kaçıran o huzursuz özgürlük, işte o zaman başlamıştı.

Ellerin ve ayakların çaprazlama kesilmesi tehdidi, hakikatin verdiği o ontolojik hazzın yanında, sadece bir “teferruat” hükmündeydi.  

Zararı yok, zaten O’na döneceğiz” dediler.

Bu söz, tarihin gördüğü en asil ve trajik meydan okumadır.

Artık, illüzyonun binlerce yıllık konforlu uykusu, hakikatin bir saniyelik verdiği acı ile son bulmuştu.

Onlar bir anlamda, hayatı başkasının karalaması gibi yaşamayı reddetmişti.

Şu bir gerçektir ki…

Hayat, üzerinde sonsuz denemeler yapılabilen bir “taslak” değildir. Her an, geri dönüşü olmayan bir nehir gibi akıp gitmektedir. Eğer suyun içindeki çubuğun neden kırık göründüğünü, cıvanın sıcakta hızlı bir şekilde nasıl genleştiğini (yasayı) bilmezseniz, birileri gelir ve sizin ömrünüzün sayfalarına kendi sahte canavarlarını çizmeye devam eder.

Ha!..

Sihirler arasında yaşamak konforludur. Çünkü düşünmeyi ve bedel ödemeyi gerektirmez.

Ama hakikatin asası bir kez yere atıldığında, o huzursuz özgürlük başlar.

Unutulmamalı ki, ömrünü başkalarının sihirli yalanlarına terk edenler, bu emaneti temize çekmeye asla vakit bulamazlar!

Şimdi de, modern çağın iplerini ve sihirbazlarını görme sırası sizde…

Yine de siz bilirsiniz.

Hayat sizin hayatınız!..

Yorum Yazınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir