Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

ASIL SEBEBİ BULMAK

Varlık dünyası, sebep ve sonuç ilişkilerine bağlı bir yaratılış kanununa göre hareket eder. Onun için insan doğduktan sonra, bedensel ve zihinsel gelişimine paralel olarak, bu alanı keşfetmeye çalışır.

Bu sebepten olsa gerek, kendine ve etrafındakilere pek çok sorular sorar…

-Ne?

-Niçin?

-Nasıl?

-Nerede?

-Bu işin sonu nereye varır?

-Hayatın anlamı nedir?

-Sonum ne olacak?

-Yaptıklarımızdan dolayı bir hesap kitap var mı?

Bir bakıma insanın yetişmişliğini, kültürünü, kişilik ve şahsiyetini bu sorulara vereceği cevaplar belirler. Onun için eğitimin temel görevi, bu alanda insana, bütün boyutlarıyla rehber olmaktır.

Diğer taraftan hayatın bir “imtihan” olduğu bilinmelidir. Bu iş için hazırlanmış olan sorular da sebep-sonuç ilişkisine bağlıdır. Diyelim ki ne kadar nimet ve hak varsa, bu ölçüde de sorumluluk vardır.

Eğer insan bu ilişkileri görüp tedbirini alıyorsa başarılı olmuş olur. Aksi takdirde, kaybetmek kaçınılmazdır.

Öyle sanıyoruz ki şu hikâye, konunun daha iyi anlaşılması için yardımcı olur.

Bir zamanlar bir hoca, okulu bitirmek üzere olan öğrencisine şöyle bir soru yöneltir:

-Artık sen, yüze yüze kuyruğuna geldin… Burada pek çok şeyler öğrenmiş sayılırsın. Ama hayata atıldığında bu bilgileri nasıl kullanacağını anlamak için bir soru soracağım. Bilirsen, diplomanı alırsın.

Öğrenci hazır olduğunu söyleyince hoca başlar:

-Diyelim ki okulun bitti. İlk iş olarak anne ve babanın hayır duasını almak için memleketine döneceksin. Fakat o yollar pek tekin değildir. Önünde dağlar, tepeler ve vadiler var. Sonra, kuşu kurdu da hesaba katmalısın… Demem o ki, bir sürü tehlike seni bekliyor…

Meselâ bir anda karşına bir koyun sürüsü çıktı. Bir de baktın ki beş altı köpek, seni tehdit olarak algılayıp etrafını sardı. Böyle bir durumda ne yaparsın?

Öğrenci cevap verir:

Bir sopa bulup kendimi savunurum…

-Bu kadar köpekle böyle baş edemezsin…

-Taş atarım…

-Olmaz… En aptal köpek bile bir taşın peşinden beş altı defadan fazla gitmez. Atan kişiyi bulup ona yönelir.

-Silahımı çeker hepsini yere sererim…

-Böyle bir durumda sahiplerinin elinden kurtulamazsın. Köpeğin onlar için ne kadar değerli olduğunu bilmen gerek. Hem döverler, hem söverler. Bir ton dayak yersin. Bedellerini de fazlasıyla ödetirler. Hatta canından bile olabilirsin.

Öğrencinin dili damağı tutulur.

Fakat hocasından şöyle bir ricada bulunur:

-Anlaşıldı… Bu okul biraz daha uzayacak. Ama nasıl davranmam gerektiğini söyler misiniz?

Hocanın cevabı ilginçtir…

-Bak, oğlum!.. Böyle durumlarda yapacağın ilk iş, ya çobana ya da sahibine ulaşmaktır. Onlar çok uzakta olamaz. Ayrıca köpekler, onların kontrolü altındadır. Bir ıslıkla bile onları frenleyebilirler.

Hoca bu samimi nasihatiyle, her halde, şunları anlatmak ister:

-Bataklığı kurutmadan sivrisineklerle savaşmaya kalkışma…

-İtle dalaşmaktan çalıyı dolaşmak yeğdir.

-Hırsla kalkan zararla oturur.

-Atın ağzı varken, başka tarafından yemleme!

Bu sebep-sonuç ilişkileri konusunda Nasreddin Hoca’nın şu nüktesi de çok anlamlıdır.

Bir gün Hoca yelkenli bir gemi ile seyahat etmektedir. Fakat ne olduysa, birden korkunç bir fırtına çıkar. Öyle bir sallanırlar ki… Gemi ha battı, ha batacak… Hemen tayfalar geminin direğine çıkıp yelkenlerin iplerini bir o yana, bir buyana çekmeye başlar.

Bunları yakından gözleyen Hoca şöyle bir serzenişte bulunur:

-Ya hu! Bu ne iş? Gemi dibinden sallanıyor; bunlar tepeden düzeltmeye çalışıyor…

Öyle anlaşılıyor ki Hoca, sergilediği bu rolle, tersten bir soru sorarak, sallantının nereden düzeltileceğini gösteriyor.

Yani demek istiyor ki…

Parmağa değil; gösterdiği hedefe bak…

1 Comment

  1. recep uzun

    Allah basiret vede firaset versin!…Başka bir söze hacet yok gibi.

    Reply

recep uzun için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir