Bir gün iki karga, kuru bir ağacın dibinde kocaman bir peynir parçası bulur.
Birisi ileri atılır
–Bu benim hakkım. Çünkü çok açım, der.
Diğeri karşı çıkar…
-Hayır, önce ben gördüm!
Bir süre tartışırlar.
Sonra iş büyür…
Tüyler kabarır.
Kanatlar gerilir.
Sesler yükselir.
Neredeyse birbirlerine girerler.
Tam o sırada birinin aklına gelir:
-Bir dakika!
-Kavga etmeye gerek yok.
-Bir hakem bulalım.
-Bu işi yapacak birisi var.
Diğer karga merakla sorar:
-Kim?
-Kim olacak?
–Fare…Filozof fare…
Anlaşırlar…
Peyniri alıp kapısını çalarlar…
-Fare kardeş!
-Şu peynir?
-Aramızda niza çıktı… Biz beceremedik!..
-Bu işe bir el at da adâlet yerini bulsun!
Fare gülümser.
-Doğru adrese gelmişsiniz, der.
Önce dinler…
Biri aç, diğeri de ilk görmüş.
İçinden de mırıldanır…
-Bunlar bulmasını bilirler; ama paylaşmasını bilmezler!
Hemen eski ve küflü bir terazi getirir.
Önce peyniri göz kararıyla iki parçaya bölüp terazinin kefelerine koyar.
Bir taraf ağır gelir.
Fare başını sallar.
-Eşitlemem lazım, adâlet hassaslık ister, der.
Ve ağır taraftan bir ısırık alır.
Bu sefer diğer taraf ağır basar.
–Hımm… Şimdi de bu taraf.
-Paylaştırmak kutsaldır, deyip bir paça da ondan alır.
Her seferinde “dengeyi sağlamak” için, peynirden biraz daha koparır.
Kargaların ağzı açık kalır…
-Eşitlik, denge, adâlet!..
–İyi ki gelmişiz, derler.
Ama bir süre sonra bir şey fark ederler:
Peynir gözlerinin önünde tükenip gidiyor!
İşte o zaman akılları başlarına gelir.
Ama her zamanki gibi geç gelir.
Birbirlerine bakarlar.
Sonunda biri bağırır:
-Dur! Dur! Dur!
Diğeri de ekler:
-Yeter!
-Gerisini biz hallederiz!
Kalan küçücük parçayı kaptıkları gibi uçup giderler.
Fare arkasından bakıp mırıldanır:
-Ne garip mahlûklar…
-Anlamıyorlar…
-Bak, işte… Sorunları çözüldü. Kavgaları da bitti. Çünkü paylaşacak şeyleri kalmadı!
-Sonra?
-Hem kendi sorunlarını çözemiyorlar, hem adâlet istiyorlar, hem de sonuçtan şikâyet ediyorlar!
-Sabırları da yok!
-Ama biliyorum…
-Yine gelecekler!..
