Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

TUZAĞI UÇURAN İRADE

Filozof Beydaba[1] anlatıyor:

Bir avcı ormanda bir tuzak kurup üzerine de yem serper. Sonra da bir kenara saklanır.

Bir müddet sonra, sekiz on kadar aç güvercin bunları görür.

Bunların, “Şirin” isminde akıllı bir başları da vardır. O, arkadaşlarını, tuzak olma ihtimaline karşı ne kadar uyarsa da, bir türlü dinletemez.

Açlık ferman dinlemez!

Hemen yeme atılırlar…

Atılmalarıyla birlikte tutulmaları da bir olur.

Şirin de içlerindedir.

Bu sefer arkadaşlarına şöyle bir uyarı yapar:

-Ben size acele etmeyiniz, demedim mi? İşte korktuğum şey başımıza geldi!

Bu sefer hepsini bir üzüntü ve düşünce alır. Öte taraftan da avcı, sevinerek gelmektedir. Kuşların hepsi çırpınmaya başladılarsa da faydası olmaz.

Şirin yine uyarır:

-Bâri bu sefer olsun sözümü dinleyin. Hepimiz birlikte kanat çırparak uçmaya gayret edelim. İhtimal ki tuzağı kaldırıp götürebiliriz.

Zaten başka çareleri de yoktur.

Hemen, birlikte aynı yöne kanat çırpıp tuzağı yerinden kaldırırlar.

Avcı arkadan koşsa da nafile!

Yetişemez.

Onun koşması, kuşlardaki gayreti daha da kamçılar. Şirin’in yönlendirmesiyle rotayı ormana çevirip görünmez olurlar.

Daha işleri bitmemiştir. Tuzak ayaklarında duruyor. Çözmeye güçleri de yetmez.

Bu sefer yine Şirin araya girerek şöyle der:

-Üzülmeyiniz! Böyle güç zamanlarda, uygun dostların yapacakları hizmetlere paha biçilmez. Benim burada, fare bir dostum vardır. Adı Zeyrek’tir. Ona başvuralım.

Tuzağı sürüyerek farenin deliğine kadar götürürler.

Kapısını tıklarlar.

Zeyrek dostunun halini görünce, arkadaşının gafletine güler ve biraz da alay yollu sorar:

-Sen bu akıllı halinle bu tuzaklara düşmemeliydin!

Şirin de, arkadaşlarının sözünü tutmadıklarını söyler.

Bu arada Zeyrek, dostundan başlayarak, kılları ve ipleri kemirmeye başlayacakken,  Şirin’den itiraz gelir.

Önce arkadaşlarım, der.

Neyse dediği olur.

Ve sonunda kurtulurlar.[2]

Hikâye o kadar çok ders barındırmaktadır ki…

Yakından bakılırsa, tam bir uygulamalı ders örneği.

Şirin’in bilge bir lider olduğu kesin. Yalnız ikna yeteneği biraz zayıf.

Keşke, “Ben demiştim” kibrine kapılmamış olsaydı!

Acılarına ortak olması ise takdire şayan.

Hata yaptılar, deyip kızmıyor. Önemli olan ders almaları… Nasihatten olmasa bile, musibetten!..

Ayrıca, yukarıdan bakıp da bir daha nasihat etmeye vicdanı el vermiyor.   

Böyle yapsaydı, belki de kimse dinlemezdi.[3]

Anca beraber, kanca beraber!..

Onun bu akıllı hareketi, kuşlarda şöyle bir kanaat oluşturmuş olabilir:

-Hatalıydık, ama o bizi yine de bırakmadı!

Risk faktörü de çok önemli. Şirin bunu göze alıyor. Yoksa arkadaşları birbirini suçlamaya başlardı. Bu da sonları olurdu.

Yine Şirin,tam bir fedâkârlık örneği sergiliyor. Bir anlamda “bilge” olmanın yalnızlığını yaşarken, “lider” olmanın sorumluluğunu ihmal etmiyor.

Şirin çok iyi biliyor ki, halk, felâket anında kendileriyle aynı acıyı paylaşmayan ve sadece kendi bekâsını düşünen lidere sırtını döner. Çünkü liderin gerçek otoritesi, korkutma ile değil, halkının selâmeti için risk almasıyla perçinlenir.

Şirin’in arkadaşlarını öncelemesi, “batan gemiyi en son kaptan terk eder” psikolojisini yansıtmaktadır.

O, “tuzağa tutulma” gibi bir felâket ve kriz anında, ah vah ederek vakit geçirmiyor. Suçlu da aramıyor. Aklını fikrini çözüme odaklıyor…

En önemli mesele, yemi gördüklerinde, düşünmeden, balıklama atlamaları!..

O açlık yok mu?.. Had safhaya geldi mi, aklın da mantığın da sesini boğar. Onun için olacak ki, Hz. Peygamber açlıktan Allah’a sığınır.

Ne demişler?

Aç ayı fırın yıkar.[4]

Yine, yapılan araştırmalara göre, uzun süren fiziksel ihtiyaçlar, entelektüel uyarılardan daha baskındır.

Peki, nasıl kurtuldular?

Burası da tam bir akıl işi…

Ne yapacaklarını bilip ona göre hareket ediyorlar.

Bu sefer, vakit geçirmeden, liderlerinin sözüne uyuyorlar.

Biliyorlar ki, teker teker kanat çırpmak, sadece düğümleri sıkar. Öyleyse, aynı istikamete hep birlikte olmalı.  

Öyle de yapıyorlar. Amaca ulaşmak için bu gerekli.

Yine hiç bir kuş, “benim çabamla bir şey değişmez” deyip birliği bozmuyor. Birlikte oldukları için ayrıca, bir sinerji oluşturuyorlar. Böylece güçlerini, sayılarından daha yükseğe taşıyorlar. Zaten toplum olmanın da anlamı bu.

Bu duyguyla güvercinler, tuzağın ağırlığını hisseip, kollektif gücün ne anlama geldiğini anlamış oluyor. Böylece sürü olmaktan kurtulmuş da oluyorlar.

Cellatlarından kurtulmuşlardı, ama, henüz iplerinden kurtulamamışlardı. Onun için güvenilir dost lazımdı.

Yine liderlerinin daha önce kurduğu stratejik bağlantılar işe yarıyor.

Büyük küçük demeden, sınıflar arası ittifak kurmuş. Özellikle kriz zamanlarında, bazen kritik bir beceri, son derece önemlidir.

Onun için doğruca, dostu farenin (Zeyrek’in) yanına giderler.

İlk başta dostu Şirin’i, içine düştüğü durumdan dolayı hafifçe alaya alsa bile, dostluğunun gereği teknik desteğini esirgemez. Hemen ipleri kemirerek, onları özgürlüğüne kavuşturur.

Böylece kuşların kanat gücüyle farenin teknik becerisi birleşmiş olur.

Öyle anlaşılıyor ki, temel mesele kurtulmayı öğrenmek.

.


[1] Beydaba kimdir? Ünlü Hint bilgesi. M.Ö. 1. Yüzyılda yaşadığı düşünülür. Dönemin zâlim hükümdarı Debşelim için, ahlâkî, felsefî ve siyasî öğütler vermek maksadıyla “Kelile ve Dimne” isimli eseri yazar. Kitap “fabl” türünden hikâyelerle doludur.

[2] Beydaba, Kelile ve Dimne, Mütercim: Selahaddin Alpay, Bedir Yayınevi, İkinci Baskı, İst. 1972,  s, 141-144. 

[3] Hz. Peygamber de başlangıç ta Uhud Harbi’ine girmek istememişti. Ama istişare sonucu savaş yanlıları ağır bastı. Bu sefer Hz. Peygamber iki zırh giyerek savaşa girmek zorunda kaldı

[4] Açlığın ne kadar tahrip edici bir güç olduğunu gösteren pek çok atasözü vardır. Meselâ “Açın imanı olmaz.” Yani, açlık insanı hem imandan eder, hem de ahlâkî değerleri yok eder. Şu atasözü de çok anlamlı: “Aç tavuk kendini buğday ambarında görür.”

Hz. Ömer devlet başkanıyken, halkın aç bırakılmaması konusunda valilerini uyardığı rivayet edilir.

Yorum Yazınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir