Kur’an insanı değerlendirirken, inanç ve davranışlarını esas alır.
Ayrıca, yaratıkların çoğundan üstün kılındığına vurgu yapar.
Ama bunu korumak ve daha ileriye taşımak insanın kendisine bağlıdır. Aksi takdirde, insanlıktan çıkmakla kalmaz; hayvanlık sınırının bile ötesine geçer.
Diğer taraftan insan, sadece “var” olduğunu bilmez. Varoluşunun farkında olup kendisini sorgular da…
-Niçin yaratıldım?
-Ne yapmam lazım?
-Sonum ne olacak?
Bütün bu özellikleri, onun anlam üreten bir varlık olduğunu açıkça gösterir.
Aynı zamanda insan, hem maddî, hem manevî boyuta sahip ahlâkî bir öznedir…
Önemli olan, bu değerleri yanlış yaşamamak!..
Ya yaşarsa!..
İşte o zaman, güç, kibir ve kendisini yeterli görmesi, insanı hakikati görmez hale getirebilir. Bu bir nevi “firavunlaşma” anlamına gelir.
Zaten insan, hakikat bilinci ve adaletten uzak bir hayatı tercih ederse, kuru bir kafadan başka bir şey değildir.
Öyle sanıyoruz ki, şu hikâye, bunu daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır.
Anlatılmaktadır ki…
Zamanın birinde, şehrin işlek yerinde, ilk bakışta pek de fark edilmeyen bir dükkân açılır. Üzerine de rengi solmuş bir tabela asılır.
Kafa Satılır…
Haliyle gelip geçenin merakını celp eder.
İçeri adım atanlar, önce ürperir.
Raflar kuru kelle doludur.
Ne var ki hepsi aynı…
Ama üzerindeki etiketler farklıdır.
Kiminin üstünde “bin altın”, kiminde “bir kese gümüş” yazılı. Kimisi ise, neredeyse bedava denecek kadar ucuz.
Dükkân sahibi ise, her zamanki gibi, gülümseyen bir çehre ile gelenlerin tavırlarını izlemektedir.
Bu kişi Behlül.[1]
Derken, gölgesi bile insanların üzerinde baskı unsuru olan bir kişi, kapıda peyda olur.
Hemen, kibirli tavrıyla içeri girer.
Halife Harun Reşid.[2]
Ne var ki, içerideki başlar O’nu hiç takmaz. Eğilip bükülme diye bir dertleri de yoktur.
Sadece, raflara dizilip sükût alemine dalmışlardır!..
Halife, bir tanesini eline alıp evirir çevirir. Tartar, bakar.
Sonra diğerine geçer. Hepsi aynıdır.
Ama fiyatları?..
Birbirinden farklı.
Acayip bir durum!
Bir türlü havsalası almaz.
Nasıl olur?
Kaşları çatık bir vaziyette Behlül’e sorar:
-Bu nasıl fiyatlandırma?
-Üstelik hepsi de aynı. Kemik de şekil de, göz çukurları da birbirine benziyor..
–Peki, neden fiyatlar bu kadar farklı?
-Sen bizim aklımızla alay mı ediyorsun?
Behlül ilk anda duymazdan gelir.
Ama böyle bir soruyu sanki bekliyordu.
Hafifçe başını kaldırarak cevap verir:
-Onlar aynı değil, Sultanım! İçlerinde taşıdığı değerler farklı.
Halife cevaptan pek tatmin olmaz.
Bu sefer Behlül ayağa kalkıp rafların önünde yürümeye başlar.
“Şu kafa” der…
Aklını iyi kullanan, ara sıra da yanılan; ama sonunda hakikati bulan bir kafa… O yüzden pahalı.
Biraz ilerler…
Bu ise…
Doğruyu söylediği için dokuz köyden kovulan ve yalnız bırakılan birine ait. Dili başına hep bela olmuş; ama hiç susturulamamış. Hak bellediği yolda, yalnız da olsa yürümeye devam etmiş. Onun için bu daha da pahalı.
Bir adım daha ilerler…
Şu ise…
Bildiği ve gördüğü halde susan birine ait. Ne kaybetmiş, ne de kazanmış!.. Ne İsa’ya ne Musa’ya yar olmuş. Hep ortada kalmış! O yüzden ucuz.
Halife ilk kez gerçekten hayretler içinde dinlemektedir.
Sonra dükkânın en ücra köşesine gelirler.
Orada, tozlu rafta, neredeyse unutulmuş bir kafa durmaktadır. Üzerinde etiketi de yoktur. Sanki fiyatı da yazılmamış.
Halife dayanamayıp sorar:
-Peki, bu?
Behlül cevap verir:
-Bu kafa hiç yorulmamış. Kendisine hiç itiraz yapılamamış. Etrafını hep “evet efendimciler” sarmış. Onların “doğru” dediğine “doğru”, yanlış dediğine de “yanlış” demiş.
-Yine bu kafada, hiç bir çatlak yok. Çünkü hiç bir fikir, o surları aşmaya cesaret edememiştir.
-Bu sizin kafanızdan Sultanım!
Dükkânda hava birden değişir.
Halife güler.
-Demek en ucuz kafa benimki!..
Behlül bu sefer kafasını kaldırarak şöyle bir açıklama yapar:
-Ucuz değil Sultanım! Sadece kullanılmamış…
O zaman ortalığı derin bir sessizlik kaplar.
Halife sessizce ayrılır.
Yine yollar açılır, başlar eğilir.
Halife meseleyi anladı mı anlamadı mı?
Bu pek bilinmez.
Kendisine de sorulamaz!..
Ama olup biten bu hadise, kısa zamanda bütün şehre yayılır.
Bu sefer herkes kendi kafasının fiyatını hesap etmeye başlar…
[1] Behlül (Dânâ): Abbâsî Halifesi Hârûnürreşîd döneminde yaşadığı söylenir. Hikmet sahibi kişilerden biridir. Nüktedân ve zeki bir şahsiyettir. Halkın sevgi ve saygısını kazanmıştır. Dünyaya, mala, makama, saltanata hiç değer vermez; tam tersine bunları hicveder.
Halife’ye bile çekinmeden nasihat eder, hatalarını yüzüne vurur, nükteli ve iğneleyici cevaplarla onu uyarır. Bu yüzden İslâm coğrafyasında “dönemin Diyojen’i” olarak da anılır. Bu sebepten de hikmetli sözleri dilde dile dolaşmaktadır.
[2] Harun Reşid (786-809): Beşinci Abbasi halifesidir.
Yazılmakta olan “Hayatı Müsvette Yaşama Temize Çekmeye Vakit Bulamayacaksın” kitabından alınmıştır.
