Bir zamanlar, çölün çalılıkları arasında bir mirket kolonisi yaşamaktaydı.
Birliklerine ve düzenlerine diyecek yoktu.
Korunma içgüdüleri de çok yüksekti.
Korkmayı iyi bildikleri için, her zaman, profesyonellere taş çıkartacak iki gözcüleri vardı.
Biri doğuyu gözetliyordu, diğeri batıyı.
Hayat iki nöbetçi arasına sıkışmıştı.
Tehlike yaklaştığında keskin ıslıkları her tarafa ulaşıyordu.
Derken bir gün, gökyüzünde göğün hilebaz aristokratı karga belirir.
Gözleri uzağı gördüğü için stratejik bilgilere sahiptir.
İlk gün uyardı…
Gak, Gak!..
–Ölüm, kanat çırparak geliyor!
Mirketler duyar duymaz, anında yuvalarına kaçar.
Etrafı toz kaplar ve ortalığa bir sessizlik çöker.
Kartal gerçekten gelmiştir.
Karga ise mirketlerin panikle bıraktığı ziyafetin başına tüner.
Bu harika, der mirketler.
Hemen iletişime geçip bir anlaşma yaparlar.
Tamam, der karga.
O gün, doğanın gördüğü en kirli ve en dürüst antlaşması yapılır:
Beka Kontratı.
Karga görecek ve yalan söyleyecek; mirketler kaçacak ve sofrayı terk edecek.
Bu, hayata karşılık verilen bir haraçtır…
Aralarında, karşılıklı rızaya dayalı “kurumsal sahtekârlık ve sömürü düzeni” kurulmuştur.
Mirket meclisi, bu işi oy birliği ile onaylar.
Aradan bir müddet geçtikten sonra, karga yine “gak” der.
– Yılan!..
Mirketler, doğru inlerine…
Sonra bakarlar ki bir şey yoktur. Yalnızca “korku ve telaş” vardır.
Ama karganın keyfi yerindedir.
Sonraki günlerde, karga yine benzer uyarılar yapar.
Sonunda, mirketler bu hileyi fark eder.
Ertesi gün karga yine bağırır:
-Tehlike!..
Mirketler, “ya tehlike varsa” diye, yine canhıraş bir şekilde, tırnaklarıyla çıkardıkları börtü böcekleri bırakarak kaçar.
Karga yine ziyafetin tadını çıkarır.
Artık şu kanaat oluşur:
Karganın yalan söylediği belli.
Mirketler bunu bilmektedir.
Karga da onların bildiğini bilmektedir.
Ama karga, tehlike geldiğinde, gerçekten doğruyu söylemektedir.
Mirketler, o tek doğru için, onun yalanlarını sineye çekmektedir.
Karga mertçe söyler:
-Ben kandırırım! Ama her zaman değil. Oyunun kuralı bu.
Ya mirketler?
Onlar da şu ifadeyi kullanır:
-Biz sana güveniriz! Fakat her zaman değil…
Bir akşam üstü, güneşin batmaya yüz tuttuğu sırada, Siyah Filozof (Karga) ile Bilge Mirket, bir araya gelip durum değerlendirmesi yapar.
İlk sözü mirket alır:
-İkimiz de bildiği halde, neden bu yalanlara devam ediyoruz?
Karga biraz düşündükten sonra cevap verir
-Aslında ikimiz de hayatta kalmak için yalan söylüyoruz. Buna mecburuz. Bizimkisi bir “Varoluş Estetiği“. Yaratılışımız bu!
Bu yolda her şey bize mubah! Yalan da, kandırma da, göz yumma da… Bunların hepsi araç… Sonra, bizim yalanımız, midemizin hacmi kadardır.
-Tek amaç, her sabah yeni bir güne daha uyanmak! Ve bir akşam daha tok yatmak!..
Mirket bir kahkaha atar!.. Güzel özetledin, der.
Sonra bir soru sorar:
-Sırf biz hayvanlar âlemi mi böyleyiz?
– Karga derin bir iç çekerek cevap verir:
-Bir de insanlar âlemi var… Hem de ne âlem!..
-Bildiğin gibi bizim için hayatta kalmak amaç. Ama insanlar için ise, bir araç.
-İnsan denen varlık, akıl ve irade sahibi. Onların asıl görevi karın doyurmak ve yuva kurmak değil. Yüce hedefler peşinde koşmak. Meselâ “adâlet, hikmet, hakikat, güzellik, doğruluk, merhamet, sanat vs.”
-Kısaca, hayvanlardan daha üst bir seviyeye yükselmek! Hayatta kalmak, onlar için, yukarı çıkmak için sadece bir basamaktır.
-Ama ne yazık ki… Çoğu insan bu potansiyeli kullanmaz. Onlar da bizim gibi davranır. Hatta bizden aşağı seviyeye düşenler bile olur!..
–Biz yalan söylediğimizde en azından “Gak gak!..” diye bağırız. Onlar ise yalanı “stratejik ortaklık, akıllı ilişki yönetimi, karşılıklı menfaat” diye öyle bir süslerler ki… Hatta, “barış” diyerek savaş hazırlığı yaparlar.
–Yine biz, birbirimizi kandırdığımızı bilir, onunla yaşarız. Onlar ise, yalanların içerisinde, bir “dürüstlük kahramanı” gibi dolaşırlar. Ve bunu bilinçli olarak, “hayatın gerçeği” diye kendilerine yuttururlar.
-Bizim karnımız doydu mu bırakırız. İnsanlar yedikçe daha çok acıkır.
–Biz hayatta kalmak için alçalırız. Onlar hayatta kalmanın ötesi bir iş için yaratılmışken, bile bile alçalmayı tercih eder.
Daha açık olarak ifade edeyim:
-Onlar, yukarı çıkmak için verilmiş olan merdiveni, dibi olmayan tehlikeli bir kuyuyu kazmak için kullanır. İşte asıl trajedi burada!
-Bu konuları, son kargalar toplantısında da tartıştık. Bizim bilge karga ne dedi, biliyor musun?
-Bazı hayvanlar, insandan türemiş olabilir!
Mirket merak edip sorar:
-Niçin böyle?
Karga cevap verir:
-Bizim aklımız ve irademiz yok. Biz fıtratımızın (yaratılış yazılımının) esiriyiz. Ama insan, kendi kendinin esiri olmayı tercih ediyor.
-Ha, şu da var:
-İnsanlar bizim taklidimizi yapar… Ama sahneyi çok daha kanlı bırakır.
Mirket sorar:
-Bu durumda insan, bizden daha mı kötü?
Karga açıklar:
-Hayır, daha kötü değil. Ama daha sorumlu. Biz zorunlu olarak yaparız. Onlar bilerek ve isteyerek.
-En acı tarafı da şu:
-Bizim gibi yaptıklarında, kendilerini çok akıllı ve gerçekçi olarak görürler.
-Umarım bir gün bunları bırakırlar.
Yoksa bu gidişle, acınacak duruma düşerler!
