Dış görünüşe aldanmama konusunda pek çok uyarı vardır.
Bunlar kültürlerin hafızasında, farklı formlarda hikâye, masal, fıkra ve sözlerle ifade edilir:
Sebebi ise…
İnsan çoğu zaman, olduğu gibi görünmez. Görünmek istediği gibi görünür.
Eski bir masal anlatır bunu:
Bir eşek bir gün ormanda avcıların bıraktığı bir aslan postu bulur.
Önce tereddüt eder. Bilir ki o post, kendisine ait değildir. Ama bilmek yetmez. İnsan bile çoğu zaman bilir… Yine de yapar.
Eşek, korkusunu bastırıp postu sırtına geçirir. İşte o zaman “hakikat” gizlenip “görünüş” başlar.
Artık o bir eşek değildir. Daha doğrusu, kendisine öyle olmadığını söyler.
Bir müddet ormanda kasıla kasıla gezinir. Yürüyüşü de bakışı da bir başkadır.
Sonra, yakınından geçen hayvanların üzerine aniden atlar.
Görüntünün ürettiği korku etrafa yayılır.
Herkes onu gerçek aslan sanıp kaçar. Bu durumdan çok keyif alır.
Gurur ve kibirle dolup taşar.
Bir süre sonra, sevinci zirveye ulaşır.
İlk defa kendini o kadar güçlü hisseder ki…
Aslında mesele, güçlü olmak da değildir. Önemli olan, korku üretmektir.
Zaten gücü, çoğu defa “güç” değil; başkalarının korkusu üretir.
Günler geçer. Korku daha da büyür. Bununla birlikte içinde bir şey daha büyür:
Kabına sığmayan bir sevinç!..
Artık, dayanamaz…
Yüksek sesle anırmaya başlar!
Sesi duyan afallar.
Fakat tilki farklıdır.
O ilk farkına varanlardan. Geri döner ve gülerek der ki:
-Eğer sesini çıkarmasaydın, ben de korkabilirdim. Ama o anırmayı duyunca, anladım ki sen bir eşeksin!
Masal burada biter…
İşte tam burada insanın hikâyesi başlar:
Çünkü post giymekte insan, eşekten daha ustadır.
Kimi makam giyer, kimi unvan, kimi diploma, kimi kimlik, kimi bilgi, kimi başkasına ait bir hayat…
Hepsi aynı sorunun etrafında döner:
-Hangi postun korkusu daha etkili?
Toplumların bir zaafı vardır:
Görünene teslim olmak…
Bu yüzden “baş olmak” önemlidir. Ama nasıl bir “baş” oluşunun kıymet-i harbiyesi yoktur.
Asıl trajedi ise şudur:
İnsanın kendisi olmaktan vazgeçip başkası olmaya razı olması.
Bütün bunlar, korkutma zevki uğruna…
Ne var ki insanlar çok maharetli…
Fark edilişleri uzun sürebilir. Çünkü aklı vardır…
Ama unuttuğu bir şey vardır:
Derinlerde saklı bir kara kutu
Vicdan…
Bozulmamışsa, her şeyi kaydeder.
Bastırılan hakikat, bir gün mutlaka haykırır!
Dışarıdan duyulmasa bile, içeride dalga dalga yankılanır.
Bu, insanın kendi içinden yükselen bir anırıştır.
Kendi kulaklarını öyle bir tırmalar ki…
Pamuk tıkaması da fayda etmez…
En büyük aldanış ise şudur:
Başkalarını kandırdığını sanan insan, en çok kendisini kandırır.
Ne var ki eninde sonunda, kendi anırışını duyar!
