Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

YABANCI YUMURTA

Ormanın derinliklerinde bir kuş yaşardı.

Sesi güzeldi.

Kalbi temizdi.

Ve en büyük yanlışı da buydu.

Her bahar, ince ince örerdi yuvasını.

Her dalı bir umut, her lif bir emekti.
Sonra yumurtlayıp beklerdi.

Bir gün gökyüzünden bir gölge geçti.
Sessize.

Ama sessizlik her zaman masum değildir.

Üstelik en tehlikeli şeyler, hep sessizce gelir.

Bazı şeyler gelmez.

Sızar.

O gün yuvaya bir yumurta bırakıldı.

Ama mesele yumurta değildi.

Fark edilmemesiydi.

Zaman geçti. Yumurtalar çatladı.

Bir tanesi daha büyüktü.

Ve daha aç…

Daha gürültücü!

Daha talepkâr.

Daha gözlerini bile açmadan, acımasızca, masum kardeşlerini aşağı itti.

Her halde, dünyada kendine yer açmanın en kolay yolu başkalarını düşürmekti.

Anne kuş döndü.

Ve bir hata yaptı:

Gerçeği görmedi.
Yüksek çıkan sese baktı.

En çok bağıranı besledi.
En çok isteyeni sevdi.

Zannetti ki:
“En çok isteyen ve en çok ağzını açan, en çok hak edendir.

Oysa en çok isteyen, en çok yer kaplayandı.

Yıllar geçti.

Bir gün fark etti:

Yuva vardı… Ama kendine ait değildi.

Ses vardı… Ama tanıdık değildi.

Emek vardı… Ama sonuç başkasınındı.

Hımmm, dedi. Bu o olmalı!

Gidip guguk kuşunu buldu.

Sordu:

“Bu nasıl olur?”

Guguk kuşu güldü.

Sen yaptın,” dedi.
Ve hiç sormadın.

Ben sadece fırsatı kullandım.

Sonra ekledi:

Biz yuvaları işgal etmeyiz. Sadece dalgınlıkları ve boşlukları buluruz.

Sorgulamadığınızda da yerleşiriz.

Sonra…

Size benzer, sizin gibi konuşur, sizin gibi görünürüz.

Ve böylece, içinizin içine yerleşiriz.

En sonunda da sizi sizden çıkarıp atarız!

Bütün bunları, tabiatımız (yazılımımız) böyle olduğu için yaparız. Bu bizim yaşama sanatımız.

Bu konuda insanlar bizden daha usta. Çünkü onların akılları ve iradeleri de var.

Onlar birbirlerinin fikirlerinin içine, çaktırmadan fikir yumurtlar.
Bizden farklı olarak, kelimeler kullanırlar:
“Adalet, özgürlük, din, millet, demokrasi, marifet, barış, insanlık, eşitlik, hakikat…” derler.

Sonra, bir bakarlar ki… O kelimeler, onların olmaktan çıkmış.

 “Peki, ne yapmalı?” dedi, kuş.

Guguk kuşu sustu.

Sonra dedi ki:

Hayata sebep-sonuç ilişkisi içinde bakacaksın. Ve soracaksın:

-Bunları ben yumurtladıysam, niçin böyle çıktı?

-Ya başka?

Mücadeleyi elden hiç bırakma.

Hayat böyle bir şey…

Bir de şunu unutma:  

Bazı istilalar, kapı kırılarak değil; hoş geldin denilerek başlar.

Eğer “hoş geldin” diyorsan, “sen kimsin?” demeyi de öğreneceksin!

Yorum Yazınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir