Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK

ÜMİT KESMEMEK

Ümit, insanın olaylar karşısında olumlu ve iyimser tavır almasıdır. Ümitsizlik ise hayata karamsar bakışı ifade eder.

Kur’an’da Allah, kendi rahmetinden ve bağışlamasından kesinlikle ümit kesilmemesini ister.[1] Bu ilâhî hikmeti iyi kavramış olan Âkif, İstiklal Marşı isimli şiirine “Korkma!” diyerek başlar. Bu aslında, “’Sakın ümit kesme! anlamına gelmektedir.

Ne var ki günümüzde, insanların birbirlerine olan güvenleri çok zayıflamış durumdadır. Bu yüzden de başkaları hakkındaki düşünceleri genellikle olumsuz. Hata edenlerin düzelecekleri ve yola gelecekleri konusunda da ümitsizler.

 İsterseniz, konuyla ilgili bir örnek vereyim…

Bir zamanlar, kışın üşümeyeyim diye deri bir yelek yaptırmaya karar vermiştim. Bir dostumuzun tanıdığı iyi bir usta varmış. Birlikte doğruca ölçü vermeye gittik. Yalnız biraz gecikeceğini söyledi. Çünkü elinde hazır malzeme yokmuş.

Yalnız, yaptıracağımıza dair bir güven belgesi olması açısından bir miktar para verdik. Buna kaparo diyorlar. Gerisi de bitince…

Aradan bayağı zaman geçmişti. Nerdeyse iki ay kadar…

Nihayet bir gün telefonum çaldı. Usta arıyordu. İş tamamdı.

Hemen gittim.

Daha dükkândan içeri adım atar atmaz dedi ki…

-Malzemeyi pahalıya aldım. Şu kadar daha vermeniz gerekiyor!

Ahlâken, isteme hakkı olduğunu düşünerek, hiç tereddüt etmeden, tabi, dedim. Pazarlık yapmıştık, bu nasıl olur, diyerek bir savunma içine girmedim.

Bu olay, kafamda şimşekler çaktırdı…

Enine boyuna düşündüm… Kendi kendime dedim ki…

-Acaba şöyle bir deneme yapsam nasıl olur?

Ustanın elinde yeterli malzemenin olmadığı bir sırada, bir arkadaşımıza yelek ya da ceket siparişi versek. Ücret de tespit edilmiş olsa… Sonra haberi olmadan, malzeme aldığı yere gidip yarı fiyatından daha aşağı vermesini teklif etsek… Tabiî ki bu arada fiyat farkını ödemeyi de taahhüt ederek…

Bu sefer de sorumuz şu:

-Usta malzemeyi, pazarlık yapılan zamandaki fiyattan daha aşağı aldığı için, gereken ölçüde bir fiyat indirimine gider miydi?

Öyle ya, pahalı alınca isteme hakkını kullanan kişi, ucuza alınca verme sorumluluğunu da taşımalı, değil mi?

Şimdi sıra, bu kişinin bu şekilde davranıp davranmayacağı konusunu, zihinlerde test etmeye…

Ne yaptım, bakınız…

Yeleği de göstererek, ders verdiğim sınıflarda öğrencilere sordum…

Verir mi, vermez mi?

Hepsinin cevabı şu oldu:

-Hayır, vermez!

Bu sefer, birkaç konferansımda aynı soruyu dinleyicilere sordum…

Onlar da öğrenciler gibi düşünüyorlardı… Hep birden, kesinlikle vermez, dediler…

Konuyu beni usta ile tanıştıran kişiye sordum… O da aynısını söyledi.

Hatta, niye versin ki, dedi.

Üstelik anlattığım ortamlarda, bu adamın namazlı abdestli olduğundan bahsettim. Ama hiç kimse bunu dikkate almadı. O başka, bu başka, dediler.

Anlaşılan o ki, bir Allah’ın kulunda, ümit namına bir şey kalmamış! Ne hazin bir manzara, değil mi?

Halbuki Hz. Peygamber, işlediği suçun Allah tarafından af edilip edilmeyeceği sorusuna, “hayır” cevabı veren bir râhibin (din âliminin) acı sonunu; “affeder” diyenin de ulumlu tavrını bize haber verir.[2] 

Bütün bunlardan sonra, asıl sorum şu…

-Ümitsizliğin hâkim olduğu bir yerde, nasıl sağlıklı bir toplum oluşturulabilir?

En sonunda, soruyu bir de kendime sordum…

-Verir mi vermez mi?

Henüz denemediğim için, “vermez” diyebilmek çok zor.

Çünkü çıkmadık canda hala ümit vardır.

[1] Bak. Kur’an, Zümer, 39/53.

[2] Buhari, Enbiya, 54; Müslim, Tevbe, 46, 47.

1 Comment

  1. Hasan Tarçın

    Alıcının terziye güvenmemeside bir sorun oluşturuyor. Doğru olma ihtimali var ve o kişi biraz zamansız söylemiş fiyatın arttığını…

    Reply

Yorum Yazınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir