Bir zamanlar yüksek dağların eteklerindeki küçük bir köyde, bir eşek sıpası doğar.
Annesi onu çok sevmektedir. Ama içinde gizli bir endişe vardır.
Çünkü köyün ileri gelenleri yeni bir karar almıştı:
Eşekler artık değersizdi.
Saygınlık namına ne varsa atlara aitti.
Anne içini çeker:
–Demek ki dünya değişti.
-Eskiden buralarda eşeklerin değeri yüksekti. Sabırlıydılar. Yolları bilirler, iniş yokuş demeden yük taşırlardı. Şimdi ise yolun dışına itildiler. Beş paralık değerleri kalmadı.
Hatta onlar olmasa, develer evin yolunu bulamazdı.
Ama ne olduysa oldu…
-Dünya çok değişti.
-Devir at devri. İtibar onlardan yana.
-Hele şu insanların birbirine kızdıkları zaman “Eşşekk!” diye bağırmaları yok mu?
-Artık olduğumuz gibi olmak çok zor. Değişip dönüşmemiz şart.
Ya baba?
O fazla fikir beyan etmez. Ama bir şey söyler:
-Bizim yaşadığımız gibi yaşamasın! O yeni sisteme uymalı.
Nihayet sonunda bir karar verilir:
Sıpa eşek okulundan alınıp atlar akademisine verilir…
Artık yeni bir hayat başlamıştır.
Okula geldiği ilk günde büyük bir avlu görür. Her yerde uzun boylu zarif atlar vardır. Yürüyüşleri de bir başkadır.
Sıpa biraz çekinir. Anne babasının sözlerini hatırlar:
-İyi bir at olursan hayatın kurtulur. Bizim gibi sürünmezsin. İnsanlar senin üzerine bahis oynarlar. Satılsan bile ucuza gitmezsin. Semerin utancını taşımazsın. Kim bilir üzerine gümüşten eğerler vurulur. Üvendire ile dürtülme yerine, sanat eseri kamçılarla kırbaçlanırsın. İnatlığı bırakıp sahibine göre kişnersin. Yiğidin yiğide bağışladığı değerli hediyelerden olursun. Gelin atı bile olabilirsin.
Haliyle okulda başka sıpalar da vardır. Hepsine birden özel hazırlık sınıfı açılmıştır.
İlk ders konuşma üzerinedir.
Öğretmen sınıfa bir göz attıktan sonra, birinci disiplin kuralını tahtaya yazar:
-Eski alışkanlıklarınızı unutacaksınız. Anırmak da yasaktır!
Sınıfta bir gülme başlar…
Öğretmen devam eder:
-Burada doğru ses bellidir…
-Kişneme!..
O günden sonra sıpalar, anne babalarını ve öğretmenlerini mutlu etmek için var güçleriyle çalışır.
Nihayet kişnemeyi öğrenirler.
Sıra atlar gibi yürümeye gelir. Biraz da, geçmişini unutma teknikleri, atlık bilinci ve gururu, aristokratik kuyruk sallama, soylu bakış, yürüme estetiği, at tarihi ve edebiyatı, yarış felsefesi, koşmak için yaşama, itaat sanatı, kimlik unutma eksersizleri, ağır yük altında gıkını çıkarmama, sahibine göre kişneme dersleri alırlar.
Şu da çok önemli…
Anası babası bile olsa, eşek ve eşeklikle ilgili temaslar tamamen kesilecek!..
Aradan yıllar geçer.
Haliyle sıpa da büyür. Artık saygın bir attır. Konuşması tamam. Kuralları da öğrenmiştir. Kimse, onun eskiden bir eşek olduğunu hatırlayamaz. Hatta kendisi de…
Fakat zaman zaman, içinden bir şeyler hissettiği olur. Sanki dışarı çıkmak isteyen bir şeyler vardır. Ama onları bir şekilde bastırır. Rüya gördüğüne yorar. Kim bilir belki de bir illüzyondur.
Bitirme sınavlarını da başarıyla geçer. Görkemli mezuniyet törenleri yapılır. Eline kapı gibi diploma da verilir.
Artık resmen attır. İşi de hazırdır.
Bir atın yapması gereken bütün işleri yapar. Koşar, taşır, yarışır…
Tabii ki haddinden fazla yorulur. Ama kimseye belli etmez. Çünkü iyi bir at asla yorulmaz. Şikâyet de etmez.
Günler, aylar, yıllar derken, yaşlanır. Eskisi gibi koşamaz. Saçları ağarır. Bacakları da titremeye başlar…
Kimse onunla pek ilgilenmez.
Sadece bir köşede durup etrafındaki genç, hızlı ve parlak tüylü atları seyreder. Hepsi de birbirine benzemektedir.
Bazen de dalıp gittiği olur…
İşte o an, içinde yıllardır susturduğu bir şey kıpırdar.
Ve içinde çok tehlikeli bir soru yükselir:
-Ben kimim?
Çünkü akademide öğretilmek istenmeyen tek şey buydu.
Birden kendine gelip düşünür…
O zaman acı bir gerçeği fark eder.
Hayatı boyunca hiç bir zaman iyi bir at olmamıştı. Ama eşek de olmamıştı.
Aslında hiç bir şey olmamıştı!..
Ortalığı garip bir sessizlik bürür.
Akşam da yaklaşmıştır.
Ufka bakarak başını kaldırır.
Öyle bir hal yaşar ki…
Kendisini durduramaz.
İçinden geldiği gibi anırır!..
Meydanda herkes donup kalır.
Genç atlar birbirine bakarak fısıldaşır:
-Bu da neydi? Yoksa bu at delirdi mi?
Ama yaşlı hayvan o an garip bir huzur hisseder. Hüzünlü bir şekilde gülümser. Çünkü hayatında ilk kez kendi sesiyle “buradayım” demiştir.
Yavaşça yere uzanır.
Ve son sözü:
Elveda!
Mezarına mermer bir taş dikilir. Üzerine de şunu yazarlar:
At olarak öldü.
Ama eşek olarak doğmuştu.
